Enemy_Behtul_sineptik

Enemy (2013)

Adam Bell, sakin hayatı olan bir tarih öğretmenidir. Bir gün şans eseri izlediği filmde kendisine, ikizi olacak kadar benzeyen bir oyuncuya denk gelir. Merakına yenik düşer, oyuncuyu araştırır. Başlarda ilginç gelse de işler pek düşündüğü gibi ilerlemez.

Bu filmi seyretmedimBu filmi seyrettim

IMDB 

Enemy (2013)
Enemy poster Rating: 6.8/10 (23,854 votes)
Director: Denis Villeneuve
Writer: José Saramago (based on the novel by), Javier Gullón
Stars: Jake Gyllenhaal, Mélanie Laurent, Sarah Gadon, Isabella Rossellini
Runtime: 90 min
Rated: R
Genre: Mystery, Thriller
Released: 06 Feb 2014
Plot: A man seeks out his exact look-alike after spotting him in a movie.

Hedef Kitle

Etiketler

Kaos, Baskı, Gerilim, Bilmece

Detay

  •  Jake Gyllenhaal sevenleri için iyi başarılı bir performans sergiliyor. Oyuncuyu iki farklı profilde değerlendirme şansı elde ediyorsunuz.
  • Yönetmenin bir önceki Prisoners filmini de ele alırsak, izleyici üzerinde filmde hapsedilmişlik duygusu, özgür olamamak, sürekli bir kapana kısılma gibi benzer duygular  uyandırdığını söyleyebiliriz.
  • Eğer sinema izleme sebeplerinden biriniz, kendi stresli hayatınızda kısa süreli de olsa çıkıp nefes almaksa bu film doğru bir tercih olmayabilir.
  • Yönetmenin size bir çok açık kapı bıraktığı, macera tüneli kitapları tarzı olan yoruma açık bir film olduğu aşikar. Dikkatli bir zamanınızda, konsantrasyonunuz yüksek olduğu bir süreçte izlemelisiniz ki, filmdeki ipuçlarını doğru yakalayıp filmi değerlendirebilesiniz.
  • Film, karışıklığı sebebi ile olumsuz tepkiler aldığı için herkesin kucak açacağı bir anatomiye sahip değil fakat sizi düşündüren filmleri seviyorsanız, ya da kafa yorduran, neden bir şans tanımayasınız ki?
  • Ömrümcek fobisi olanlar için filmde kendilerini pek hoş manzaraların beklemeyeceğini belirtmekte sanırım yarar var.

Fragman

Sık Sorulan Sorular
Burası filmle ilgili akla takılan “ya neden neden” diyip kafayı yiyebilmeye kadar götürecek sorulara adanmıştır.Filmi seyretmeyenlerin okuması bir faciaya yol açabilir.

Hepimiz kendi hayalimizde paralel evrenimizde istediğimiz hayata, statüye, görünüşe ve ideale sahibizdir. Kiminde çok zengin bir iş adamıyız, belki diğerinde herkesin sevdiği ve takdir ettiği bir sanatçıyız kim bilir? İşte bu noktada filmde Adam Bell’in olduğunun dışında nasıl bir hayat içerisinde olmak istediğini anlatıyor bize. Peki içerisinde olmak istediğimiz hayatta da mutlu olabilir miydik acaba gerçekten?

Adam Bell, asosyal denecek derecede kendi hayatından başını çıkarmayan. Okul ve evi arasında ritüelini işlemiş olan, ara sıra görüştüğü kız arkadaşı ile yüzeysel bir ilişki yaşayan Tarih hocasıdır. Sokakta görseniz, dikkatinizi çekmeyecek sıradan insanlar niteliğinde diyebiliriz kendisi için. Asosyalliği öyle bir noktadadır ki, film izlemeyi bile sevmediğini belirtebilir. Bir gün, iş arkadaşlarından birisi sadece sohbet konusu açmak için ona film tavsiye eder. Uyumak istemediği bir gece, belki de şeytan dürter ve filmi izlemeye başlar. Dikkatini çeken ise filmdeki bellboyun neredeyse kendisinin ikizi olmasıdır. Hepimizin filmde beğendiğimiz aktörleri incelemesi gibi, filmin sonundaki akışında oyuncunun ismini cismini öğrenir. Zira o kısımda kendinizi izliyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz filmde. Bulduğu isim Anthony Claire adında, figüran denebilecek nitelikte oyuncudur.

Anthony Claire, iyi görünümlü, 6 aylık hamile eşi olan, güzel bir dairesi olan ve filmlerde küçük rollerde yer alan bir oyuncudur. İdeal bir hayatı vardır, kısacası Adam’ın olamadığı ya da sahip olamadığı her şeye sahiptir. Merakına yenilir ve Adam, Anthony’nin çalıştığı ajansına gider. Görünüşleri o kadar aynıdır ki izleyici onları jest ve mimiklerinden ayırt edebilir. Danışma görevlisi de bu farkı ayırt edemediğinden, Adam’ı Anthony sanar ve 6 aydır kendisini görmediğini belirtir (Bknz eşi de 6 aylık hamiledir Anthony’nin) ve kendisine ait bir paket verir.

Şimdi ikiliyi birlikte gördüğümüz otel odası sahnesini ele alalım, Adam, üzerinden düşmek üzere olan ceket ve gömleği ile pejmürde ve özgüvensiz bir izlenim verirken, iyi taranmış saçları, deri ceketi ve kendinden emin bakışları ile Anthony, iki farklı profil çizmektedir bize aynı simada. İkiliyi ilk birlikte gördüğümüz sahne bu sahnedir. İkisi de aynı ellere ve aynı yara izlerine sahip olduğunu fark eder. İkisi telefonla konuşurken ya da birlikteyken hiçbir zaman ortamda bir üçüncü kişi yoktur filmde. Aranılan numaralar gizli numaradır, telefonla yapılan konuşmalarda bile bir tanık göremeyiz.

Filmdeki zaman kavramı ise ayrı muallaktır. Yönetmen, zaman kavramını belirtmediği için izleyici filmi yorumlamaya çalıştığında içinden çıkamaz duruma gelir. İlk zaman kaybını nerede yaşadık? Mary ile Adam’ın ilişkisini ele alalım. Algımıza sunulan ilk akşamda yemek yiyorlar, sevişiyorlar fakat Mary’nin hiçbir şey söylemeden evden ayrıldığını görüyoruz. Bir sonraki akşam diye algıladığımız gecede ise Adam, yatağa Mary’den sonra giriyor ve Mary sevişmek istemiyor ve üzerini giyinip gidiyor. Aslında bu iki gece sadece bir geceyi anlatıyor. Peki bu sahne bize nerede tanıdık geldi? Anthony, Adam ile benzerliğini avantaja çevirmeye çalışıp Mary ile romantik bir gece geçirmek istediğinde, Mary’nin Anthony’nin yüzük parmağındaki yüzük izini gördüğünde Mary’nin küçük çaplı bir sinir krizi geçirdiğine şahit oluruz, bu da geceyi erken noktalamarına neden olur ve dönüş yolunda korkunç bir kaza yaparlar.

Şimdi bir de olaya Anthony’nin eşi olan Helen tarafından bakalım. Eve gelen garip telefonlar sonrası 6 aylık hamile olan Helen, ister istemez hormonlarının da verdiği duygusallık ile Anthony’i bir kadınla görüşmesinden dolayı suçlar. Buradan Anthony’nin bir zamanlar eşini aldattığını anlıyoruz. Anthony, her ne kadar aksini iddia etse de Helen ona inanmaz ve eşinin ceplerini boşalttığında Adam Bell ismine denk gelir ve üniversitede onu ziyarete gider. Adam , Helen’i görür ama hiçbir farklı tepki vermez. Adam, gözden kaybolduğunda ise Helen, Anthony’i arar ve Anthony, hiçbir şey olmamış gibi telefona cevap verir ama biz, bu telefon konuşması sırasında ne Adam’ı görebiliriz karede ne de Anthony’i. Olay sadece Helen penceresinden açıklanmıştır.

Peki Adam’ın ikizi olamaz mı? Adam, annesini ziyarete gittiğinde başına gelenleri anlatıyor ve annesi büyük bir kararlılıkla, kendisinin tek çocuk olduğunu savunuyor. Bu konuşma sırasında verdiği küçük bir nasihat ise Adam’ın yüzünde soru işareti oluşturuyor. O da “Artık şu 3. sınıf oyunculuk hevesinden de vazgeçmelisin.” Burada, Adam’ın geçmişinde oyunculuk hevesi olduğunu anlayabiliyoruz. Ayrıca annesinin “Başında zaten bela niteliğinde bir kadın var.” demesi de şahsımızı çok şaşırtmıyor çünkü söz konusu hatunu Mary olarak algılıyoruz. Belki de değildir?

Filmdeki bu ipuçlarını toparladığımızda ise karşımıza çıkan profil şu şekilde oluyor.

Adam Claire-Anthony Claire, çift kişilik sorunu yaşayan, 6 aylık hamile olan bir eşe sahip ve oyunculuk hevesleri olan bir adamdır. -Belkide- Sevgilisinin zamansız hamile kalması bütün planlarını bozmuştur. Evliliğe hazır olmaması ve istemediği şeyleri yapmaya maruz kalması kendisinde alternatif bir kişiliğin oluşmasına neden olur. Peki bu kişilik hangisidir? Athony mi? Yoksa Adam mı? Helen’in Adam’ı okulda görmesi sonucu bu kadar şaşırmasından anlıyoruz ki karakterimizin aslında üniversite hocalığı ile hiçbir alakası yok. Belki de sahip olmak istediği ya da sahip olmak istemediği şeyler için kurduğu alternatif hayalin içerisinde kendisi sakin bir hayatı olan, minimal yaşam içerisindeki kişilikti bu nedenle de sahip olduklarına olmamayı tercih etti burada. Helen’in 6 aylık hamile olması, Anthony’nin 6 aydır ajansına uğramaması bize bunu anlatıyor.

Peki Anthony ya da Adam’ın bunları istemediğini nereden anlıyoruz? Adam, Anthony’i ilk keşfettiğinde internette gördüğü fotoğraf ile kendi fotoğrafını kıyaslamak için kullandığı fotoğrafı incelediğimizde, adeta eski sevgili ile çekilip, sevgiliyi yırttığımız fotoğraflardan farksız bir örnek görüyoruz. Hayatımızda bir daha istemediğimiz kişiyi silmek istememiz gibi. Anthony ve Helen’ın evinde ise o fotoğrafın yırtılmamış bir halini görüyoruz ve bu sefer Anthony’nin yanında Helen var, yani Adam’ın yırttığı kişi Helen.

Peki Mary ile Adam? Yaptığım açıklamalarda Anthony’nin eşini aldatma geçmişi olduğunu Helen’ın şüphelenmesinden anlamıştık. Taşları yerine koyduğumuzda Mary, Anthony’nin yasak ilişkisi profiline oldukça uyuyor. Anthony’nin evli olduğunu öğrendiğinde geceyi sonlandıran, giden, ilişkiyi bitiren kişi aynı zamanda. Birazcık düşündüğümüzde, Anthony’nin gerçek karakter olduğunu düşünürsek, Helen’in geçmişte bahsettiği ilişkisinin Mary olabileceği, ve geçirdikleri o kaza sebebiyle Helen’in haberinin olduğunu hatta Adam ve Anthony aynı odada birbirlerini incelediklerinde aynı yara izine bu sayede sahip olduklarını düşünebiliriz sanırım ki. Keza filmin sonunda Helen’in Anthony’ye “Gitmeni istemiyorum.” demesi de Anthony ya da Adam’ın sürekli evin dışında olduğunu yani ikinci bir hayata çok müsait olduğunu belirtiyor.

Peki filmdeki örümcek? Adam’ın kadınları sürekli örümcekle bağdaştırması? Bu konuda çok fazla bir açıklık getiremeyeceğim ama muhtemelen kaos teorisine belki de Anthony-Adam’ın içerisindeki bulunduğu yaşam kaosuna (evlilik, çocuk vs) bir gönderme olabilir.

Düşman? Düşman kendimiziz. Her zaman en büyük düşmanımız kendimiziz. Kendimiz duvarlar öreriz, yaşamak isteyip de yaşayamadığımız ukteler, beklentiler ve hayal kırıklıkları. Bence film bunu anlatmış. Yönetmen biraz akıl karıştırmak istemiş sanırım ki, bunun için de zaman olgusunu hiç işlememiş filmde lakin bu da izleyiciyi biraz isyan ettirmiş durumda gelen tepkiler sonucunda. Donnie Darko, anlamak üzere olduğumuzu hissettiğimiz bir duygu veren karışıklıkta filmdi, izleyiciye açıklamalar yapıyordu aksiyonun yanında. Fakat burada hikayeyi Adam’ın gözünden görüyoruz oysa adam gerçek bir karakter bile değil.

2 comments on “Enemy (2013)

  1. Enemy ile hızlı ve oldukça da hatırı sayılır bir giriş yapan yeni sese hoş geldiniz demeden geçemedim. Enemy zordur, uğraştırır, zaman alır, film sevmeyi, film “okuma”yı gerektirir. Zoru aşmış, uğraşmış. zaman vermiş, sevmiş ve en önemlisi okumuşsunuz, hoş yazmışsınız, safa yorumlamışsınız…

    İyi ki gelmişsiniz serominisini daha fazla uzatıp klişenin diplerine vurmadan sonaki şak şakları muhtemel sonraki yorumlarınıza bırakıp kesiyorum.

    D. Villenua’nın en sevdiğim filmi İncendiens oldu. Prisoners (ki henüz izleme şerefine nail oldum) ve mevzu bahis yapımını kimi yerlerde kurgusal açıdan kimi yerlerde sonunu bağlama açısından “olmamış-eksik kalmış” gibi yorumladım.

    Enemy sevdiğim Lynch yapımlarını anımsatması açısından aslında severek izleyeceğim bir yapım potansiyeli taşıyordu. Ancak nedense Fight Club’taki füg denilen kişilik bölünmesi mi, şizofrenik sanrısal bir hayal dünyasının gerçekle içiçe geçmiş “kaos”u mu film boyunca bunu çözememek yetmediği gibi, bir de üzerine “örümcek” imgelemininin abartılı sokuluşu biraz soğuttu. Evet düşman kendimiziz, ve örümcek ve ördüğü ağlar göndermesi ile (filmde yer yer ağ göndermeli kamera açıları var) insanın bir türlü içinden çıkamadığı kısır bir döngü içinde salınıp durduğuna atıf var. Bu döngünün ne yapılırsa yapılsın kırılamayacağına bir gönderme var. Tıpkı Van Gogh’un tutuklular çemeberi gibi, Revolver’daki “ego”nun kıskacı altında kalmış ezilmiş insan olgusu göndermesi gibi, Bu bakımdan yorumlandığında çok şık aslında. Emperyal, ya da daha az göze batacak bir tabirle , modern yaşamın belki küreselleşmenin (ki bu tabir de göze battı gibi ama neyse) esiri olmuş birey teması çok hoş. Hoş olmayan bu temayı “anlaşılmaz bir kurgu” ile gereksiz yere boğmuş olması. Oysa ki örümcek de, ağları da çok daha net ve hiç de vuruculuğundan kaybetmeyen tarzda verilebillirdi, kasmış velhasıl. Lynch ustaya özenecem diye belki de kim bilir.

    Bu noktada Donie Darko benzetmesi ile anlatmaya çalıştığınıza hak veriyorum.

    D. Villeneuve’nın İncendiens tarzı öyküsü ile, kamera açısı ile, bam telini yakalaması ile, sosyolojik yapıyı yansıtma başarısı ile, her ne kadar drama da olsa insanı olduğu yere mıh gibi çakan filmlerle görmeyi umuyor, tekrardan gelişinizin insanlık alemine barış huzur ve mutluluk getirmesini dileyip saygı duruşu ve istiklal marşı akabinde kapatıyorum..
    amin.

    • Öncelikle Hoşgelmişliğime hoşbuldum demek istiyorum. Oldukça samimi ve sinematik temalı güzel bir karşılama oldu. Daha nice filmde de danışıklı yorumlaşacağımız ümidindeyim.

      Filme gelecek olursak, kesinlikle katılıyorum. Yönetmen mistik, gizemli olmaya çalışırken izleyicinin başını döndürüyor ve izleyiciyi yoruyor. Bir süre sonra izleyici “Derdim ne benim?” noktasına geliyor. Kişilik bölünmesi anlatan filmler, hele ki Fight Club ya da Secret Window gibi bilmece usulu verildiyse, izleyicinin bunun üzerine ekstra bir şeyleri çözmesini beklemek oldukça yanlış olur bence. Ayrıca Fight Clu’da ya da anlaması zor olan Donnie Darko filminin sonlarındaki ödül, ideoloji ya da felsefe, adeta izleyiciye bir ödül. O macerada karakterlerle son noktaya kadar geldiğinizde “evet değdi” diyebiliyorsunuz ama bu filmde, zaten karışmış aklınıza bir de örümcek figürü geldiğinde muallakın karesi oluyor.Yine de ben, sonu değil ama filmin içerisinde izleyiciyi de katan filmleri seviyorum ama vur deyince öldürmemek gerekiyor. :)

      Tekrardan hoşbulduk efendim. ^^

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*