2004_house_of_flying_daggers-takeshi-kaneshiro-and-ziyi-zhang_sineptik

House Of Flying Daggers (2004)

Ülke hükümetinde olan Tang hanedanlığı büyük bir düşüşün içerisindedir. Bu düşüşten yararlanarak zenginden alıp fakire veren Parlayan Hançerler tarikatı ise gün geçtikçe güçlenmektedir. Buna karşın iki asker aralarında anlaşarak plan yaparlar ve Parlayan Hançerler üyesi olduğunu düşündükleri, görme yeteneği olmayan genç kıza oyun oynayarak, kendilerini liderlerine götüreceklerini düşünürler. Fakat işler düşünüldüğü gibi ilerlemez, çapkın bir asker olan Jin, genç kıza aşık olur ve plan, oyun içinde oyuna dönüşür.

Bu filmi seyretmedimBu filmi seyrettim

IMDB

House of Flying Daggers (2004)
House of Flying Daggers poster Rating: 7.6/10 (78,982 votes)
Director: Yimou Zhang
Writer: Feng Li, Bin Wang, Yimou Zhang
Stars: Takeshi Kaneshiro, Andy Lau, Ziyi Zhang, Dandan Song
Runtime: 119 min
Rated: PG-13
Genre: Action, Adventure, Drama
Released: 14 Jan 2005
Plot: A romantic police captain breaks a beautiful member of a rebel group out of prison to help her rejoin her fellows, but things are not what they seem.

Hedef Kitle

Etiketler

Uzak doğu, savaş, isyan, aşk, bambu, kung-fu, tarikat, dövüş sanatları, asker, dans, müzik, kar , aksiyon, oyun içinde oyun

Detay

  • Uzak doğu film sevenlerinin oldukça keyif alacağı bir yapıt.
  • Hem dövüş hem de aşk filmlerini seviyorsanız, House Of Flying Daggers bu kategoride hatrı sayılır bir başarı ve üne sahip.
  • Oyuncular ve mekanlar özenle seçilmiş, müzik seçiminde ise işitsel bir festival sunmakta.
  • Oyun içinde oyun türünde filmleri sevenlerin keyif alabileceği bir film.
  • Dövüşleri zaman zaman abartıya kaçsa da, uzak doğuda sanat olarak kabul edilen ve abartıdan kaçmayarak sinemaya geçirilen çarpışma sahneleri oldukça etkileyici.
  • Görsel açıdan filmin çekildiği yerde insanda gidip oraları gezme isteği uyandırıyor.
  • Yönetmenin önceki filmi olan Hero’yu sevenler, aynı tadı bu filmden de alacaktır.

Fragman

Sık Sorulan Sorular
Burası filmle ilgili akla takılan “ya neden neden” deyip kafayı yiyebilmeye kadar götürecek sorulara adanmıştır.Filmi seyretmeyenlerin okuması bir faciaya yol açabilir.

Her geçen gün hükümdarlıkta gücünü yitiren Tang hanedanlığı, ülkedeki kontrolünü kaybettiiği gibi, hanedanlıktan intikam almak isteyen ve yönetime karşı olan tarikatlara karşı zayıflamaya başladığı bir dönemde açıyor perdesini House Of Flying Daggers.

Leo ve Jin, hükümdarlığın en güçlü askerlerindendir. Günden güne zayıflayan hanedanlığın altında yukarıdan emir gelir. Kendilerinin zayıflamasına karşın, her geçen gün güçlenen Parlayan Hançerler tarikatına suikast düzenleme emri alırlar. Leo’nun kulağına gelen ise, pavyonların birisinde Parlayan Hançerler tarikatına ait olan bir kızın çalıştığıdır. Bu durumda küçük bir plan yapılır ve çapkın, iyi görünümlü olan Jin, müşteri olarak pavyonu ziyaret etme kararını alır.

Jin’i bir sürü kıkırdak, güzel giyinimli kızla görürüz. Kendisi de asker kıyafetlerinden kurtulmuş, sıradan bir müşteri kılığına girmiştir. Pavyon sahibine yeni gelen kızla görüşmek istediğini söyler, her ne kadar kendisine kızın kör olduğunu söyleseler de ikna olmaz ve kararında istikrarını sürdürür.

Filmin bu kısmında Mei ile tanışırız. Mei, göz alıcı güzellikte ve oldukça naif görünümlü bir kızdır. Görme yeteneği olmasa da dans kabiliyeti oldukça gelişmiştir. Jin, kendisinden dans etmesini ister ve filmin oldukça meşhur olan dans kısmına şahit oluruz.

Büyüleyici bir dans görseli sergileyen Mei, yine de Jin’in elinden kurtulamaz ve taşkınlığına maruz kalır. Bu sırada pavyona baskın düzenleyen Leo ise, askerini uygunsuz yakalamaktan tutuklatır, Jin’in saldırısına maruz kaldığı için kıyafetleri yırtılan Mei ise uygunsuz giyinmekten hapse gönderilme yolunda ilerler. Bu noktada kızın gözlerinin görmediğini öğrenen Leo, Mei’ye yankı oyunu teklifinde bulunur. Eğer kazanırsa, özgürlüğünü sunacaktır.

Burada karakterleri incelediğimizde karşımızda her şeyi  naif Mei ve yaramaz, aklına eseni yapan, çapkın Jin’i gözlemliyoruz. Leo ise otoritenin simgesi olarak karşımızda durmaktadır.

Mei’in yankı oyununu mükemmel bir şekilde oynaması, hatta artistik figürler ekleyerek neredeyse dansa kadar kaçması özgürlüğünü tescillerken Leo’nun kılıcıyla Leo’yu öldürmeye çalışır, bunun devamında ise Leo ve Mei arasında çekişmeli bir dövüş sahnesi başlar. Mei gözleri görmeyen birisine nazaran mükemmel nitelikte dövüşmektedir fakat maalesef bu yeterli olmaz ve tutuklanır.

Bir sonraki sahnede ise hiçbir şey olmamış gibi rolünü tamamlayan Jin ve Leo’nun , duruma yorum getirişini izleriz. Üstelik Mei’in odasındaki hançerleri bulunmuşken Leo başka bir oyun oynama kararı verir. Jin’den Mei’i kaçırmasını, onun güvenini kazanmasını ve liderlerine götürmesini ister. Her şeyi oyun, eğlence ya da meydan okuma olarak kabul eden Jin ise çok düşünmeden kabul eder ve o gece Mei’i hapishaneden kaçırır.

Hançerleri Mei’ye geri iade etmesi ve hükümetten nefret ettiğini söylerek Mei’in güvenini kazanma hareketleri ise başarılı sonuç verir. Bütün bunları yaparken Mei’i ve kendisini Leo’nun gönderdiği sözde askerlerden de korumalıdır. Leo’nun Jin’e olan uyarısı ise, oyunu gerçeğe dönüştürüp planlarını mahvetmemesi üzerinedir. Jin’in ise cevabı hazırdır. “Plan yolunda olduktan sonra kimin umurunda?”

kar_sineptik_houseofflyingdagges

Jin’in taşkınlıkları, yıkanırken ya da giyinirken Mei’i izlemesi ve Mei’in de buna ses çıkarmaması ikilinin arasındaki çekimin ne denli yüksek gerilimde olduğunu yansıtır izleyiciye. Her şeyi bir oyun gibi gören Jin, oldukça eğleniyordur. Leo’nun da kendisine adamlarını çekeceğini bildirmesinden sonra iş iyice kolay gözükmüştür gözüne, lakin askerlerin sonu gelmemiştir. Aksine kendisinin asker olduğundan bihaber olan askerlerle dövüşmek zorunda kalmış ve yaralanmıştır. İşin burada ciddiye bindiğini anlayan Jin’in yüzü düşer. Askerlere karşı kendilerini korudukları sürede omuz omuza Mei ile savaşmaları ise aralarından çok daha başka bir bağa sebep olmuştur ve izleniminden anlarız ki Jin, bu bağdan hoşnut değildir. Sürekli espriler yapan ve her şeyi tiye alan Jin gitmiş, yerine ciddi ve düşünceli suratlı bir asker gelmiştir.

Filmi izlediğim sürede beni en çok düşündüren nokta, Jin’in ne zaman ya da hangi olaydan sonra işleri ciddiye bindirdiği ya da duygularını hissetmeye başladığıdır. İncelediğimizde kesinlikle “şu olaydan sonra” diyebileceğimiz bir sahne yoktur. Fakat bütünü ile baktığımızda, olayların gelişimi, içgüdüsel bir savunma ve beğeni arzusunun karşılıklı olması sonucu kendiliğinden güçlendiğini gözlemleyebiliyoruz sanırım ki.

Ormanda gizli bir şekilde buluşan Jin ve Leo’dan öğreniriz ki, plan üst mertebeye kadar gitmiş, karşılaşacakları askerler artık değil numaradan dövüşen askerler, generalin özenle yönlendirdiği askerler olacaktır ve Jin’in kendi adamı olduğundan haberleri olmayacaktır. Mei’e karşı hissettiklerinin de ağırlığında olan Jin ise plandan geri çekilme kararı alır ve Leo ile olan konuşmasını noktalar.

Mei ise, Jin’in kendisinden uzaklaştığını yakından hissederek bu duruma oldukça içerler, yoluna yalnız gitme kararı alır ve Jin’i arkasında bırakır.

Filmin bu kısmında ise planlar tam tersi bir istiikamete ilerler, çünkü Jin, haberi olmasa da Mei’e kör kütük aşıktır. Eve dönüş yolunun yarısında geri dönme kararı alır ve Mei’i bambu ağaçlarının arasında özel eğitimli askerlerle savaşırken bulur. Bu savaşta da sırt sırta dövüşen ikili, son anda kıstırılır ve öleceklerini düşünerek el el tutuşarak sonlarını beklerler. Şaşırtıcı sürpriz olan ise Parlayan Hançerler tarikatının kendilerini kurtarmaya gelmelerindeki dakikliktir.

Bir sonraki sahnede ise Jin, Parlayan Hançerler tarikatının lideri ile Mei hakkında konuşur. Lider, Mei’i evlendirecek uygun birisi arayışında olduğunu belirtirken Jin, liderin teklifini kabul eder ve Mei ile evlenmek istediğini söyler. İşte tam bu anda Jin, üzerine düşürülen ağ ile esir alınır.

“Neler oluyor, neden, nasıl?” derken, Mei’i lidere su koyarken görürüz. Mei’imiz aslında kör değildir, kör rolü yapmış, donanımlı ve eğitimli bir Parlayan Hançerler tarikatı üyesidir. Jin’in yakalanmasındaki bir diğer etken ise Leo’nun da tarikat üyeleri tarafından yakalanmasıdır. Üye lideri Leo’yu öldürmek için ormana götürdüğünde ise anlıyoruz ki Leo, Parlayan Hançerler tarikatının hükümete sizmış uzun soluklu köstebeklerinden. Başından beri Jin’e ikili oynayan, hükümete ikili oynayan ve tarikatın güvenliği için askerleri oyuna getiren bir karakter.

O zaman neden Mei’i tutuklamaya kalktı? Filmde oluşturan ilk mantık merakı bundan oluşuyor, en azından bende öyle oldu. Filmin başında general, Parlayan Hançerler tarikatını yok etmeleri için Jin ve Leo’ya 10 gün tanıyor. Bu durumu avantaja çevirmeye çalışan Leo, oyun içinde oyun yaparak, Parlayan Hançerler tarikatını habersiz bir baskındansa, her şeyin kendi kontrolünde olduğu bir planla hazırlıklı çarpışmanın temellerini atmaya çabalıyor.

Bir diğer şaşırdığımız nokta ise, fark ediyoruz ki Mei ile Leo, uzun soluklu bir ilişkiye ve aşka sahipler, lakin onu da kısa zamanda anlıyoruz ki Mei’in kalbi çoktan Jin’e ait olmuştur. Leo’yu bir aşık olarak reddederken, Leo’nun Mei’in Jin’i sevdiğini anlamasıyla kini iki katına çıkıyor ve en vurucu cümleyi kuruyor…

“Senin için üç yılımı vermişken, onu üç günde nasıl sevebildin?”

Mei’den istenen görev ise Jin’i öldürmesidir. Jin’in ellerini ve gözlerini bağlayarak onu öldüreceği yere götüren Mei, görevinde başarılı olamaz. Jin’e olan aşkını artık kabullenmiştir. Jin’i serbest bırakır, Jin’in ise isteği Mei ile birlikte olmaktır. Onun düşüncesine göre onlar sadece savaştaki piyonlardır. İkisinin yaşaması ya da ölmesi kimsenin umrunda değildir. Bu da onları oyuncu bir rüzgar olmaya teşvik etmeli, birlikte mutlu olmalılardır. Lakin Mei ilk etapta Jin’in teklifini kabul etmez. Jin’in gidişinden sonra istifini bozmadan düşünen Mei son anda kararını değiştirir ve Jin’in arkasından onu takip eder fakat bilmediği şey kendisinin de takip edildiğidir. Mei, Jin’i arkasından dörtnala giderken, ait olduğu tarikatın hançerlerinden birisi kalbine saplanır. Hançeri fırlatan ise Leo’dur. Adeta ya benimsin ya toprağın felsefesi ile Mei’i öldürmek ister. Savunması ise “Beni buna sen mecbur ettin, onun arkasından gitmemeliydin.” dir. Mei’n savunması ise “Özgür olmak istedim” dir.

Jin ise yine Jin’liğini yapar ve Mei için yarı yoldan döner. Dönüş yolunda ise onu yerde, kalbine saplanmış bir hançer ile bulur. Arkasını döndüğünde ise Leo’yu görür ve her şeyi anlar. O noktada Leo ve Jin, ölümüne bir dövüşe başlarlar. Öyle bir dövüştür ki mevsim kışa bağlarken, karın üzerinde sıçrayan kanları görürüz. Sonuç kaçınılmazdır, Mei, Jin’in kollarında ölür.

Kendi rızamızla bile bulunduğumuz seçimler bizi ne denli esir alır? Özgürlüğümüz ancak öldüğümüzde mi bizim olacaktır? Oyun içinde oyunu, plan içinde planı bozan tek duygu muhtemel ki sevgi oluyor. Bu film de bizi dengelerin, insan duyguları dahilinde nasıl bozulduğuna, Tanrının yapılan planlara güldüğüne, özgürlüğün ya da inandığın gerçeğin gerçekte neye dayalı olduğuna götürüyor. Söz konusu kontrol insan üzerinde olduktan sonra hiçbir plana güvenilmemeli.

Peki filmin çekim hikayelerine gelecek olursak. Film çekim mekanı açısından ilgi çekecek derece güzellikte. Filmde izlediğimiz güzel sahneler Ukrayna’ya ait. Karlı sahnelerde ise herhangi bir efekt kullanılmadan, doğal kar yağışında çekilmiştir. Çekim sırasındaki bir diğer ilginç haber ise, Takeshi Kaneshiro çekim sırasında attan düşerek ayağını incitmiş, filmin yarısının tekerlekli sandalyenin üzerinde tamamlamıştır.

Bütün bunları, çekim hataları, kahkahalar ya da kazaları yakından izlemek isterseniz buyrun, bu da videosu.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*