DanishGirl_sineptik

The Danish Girl (2016)

Sesini King’s Speech ile duyuran, Sefiller filmi ile yankılatan Tom Hooper‘un yönetmenliğini yaptığı Danish Girl, dünyanın ilk transeksüeli olan Lili Elbe’nin sıradışı ve cesur hikayesini anlatıyor.

Bu filmi seyretmedimBu filmi seyrettim

IMDB

The Danish Girl (2015)
The Danish Girl poster Rating: 6.9/10 (27,937 votes)
Director: Tom Hooper
Writer: David Ebershoff (novel), Lucinda Coxon (screenplay)
Stars: Alicia Vikander, Eddie Redmayne, Tusse Silberg, Adrian Schiller
Runtime: 119 min
Rated: R
Genre: Biography, Drama, Romance
Released: 22 Jan 2016
Plot: A fictitious love story loosely inspired by the lives of Danish artists Lili Elbe and Gerda Wegener. Lili and Gerda's marriage and work evolve as they navigate Lili's groundbreaking journey as a transgender pioneer.

Hedef Kitle

Detay

  • Başrol oyuncusu Eddie Redmayne’in üst üste ikinci Oscar adaylığı ünvanını kazandıran bir performans.
  • Eşcinsellik üzerine yalın ve sade bir hikaye.
  • Biyografik film.
  • Güzel çekim açıları ile karşılaşacağınız bir film.
  • Güzel bir oyuncu kadrosu var.

Fragman

Sık Sorulan Sorular
Burası filmle ilgili akla takılan “ya neden neden” deyip kafayı yiyebilmeye kadar götürecek sorulara adanmıştır.Filmi seyretmeyenlerin okuması bir faciaya yol açabilir.

Danish Girl Kimdir?

Filmde bahsi geçen Danish Girl, kadın kimliği ile Lili Elbe olarak tanınan, gerçek ismi Einar Wegener olan Danimarlaklı bir ressam. Kendisi gibi ressam olan Gerda Gottlieb ile mutlu bir evliliği olan Einar Webener, kendini keşfetmesi ile doğru kimliğinin kadın olduğunu fark eder ve kendisine Lili ismini koyar. Eşini olduğu gibi kabullenmeyi seçen Gerda ise, çevresinden olumsuz tepkiler alsa da Lili’yi kabullenir ve onu kadın olması için destekler. Geriye sadece Lili’nin evrim sürecinin fiziksel anlamda da gerçekleşmesi kalır ve Lili Elbe yani Einar Wegener, tarihin ilk transeksüel kadını ünvanını alır.

Einar Wegener, tarihi açıdan önemli bir isim olduğu kadar, tarihteki en cesur insanlar arasında da yer almaktadır. Eşcinselliğin değil alışılıldığı, bilinmediği dahi dönemde, böylesi bir kişilik keşfine çıkmak ve ne olduğunu cesurca savunmak, Wegener’i adeta LGBT kitlesinin öncüsü yapar.

Filmdeki Danish Girl…

Filmde, Danish Girl’ü, “Her Şeyin Teorisi” filmi ile geçtiğimiz sene Oscar’ın sahibi olan ve Danish Girl’ün yönetmeni Tom Hooper ile birlikte “Sefiller” filminde birlikte çalışan Eddie Redmayne canlandırmakta.

Filmde, Einar ve Gerda, çocuk sahibi olmayı amaçlayan, oldukça uyumlu, evli çifti canlandırmakta. Şans eseri, eşinin balerin model arkadaşının yokluğunda Einar, kendisi gibi ressam olan eşine yardım amacıyla modellik yapmayı kabul ediyor. Modellik için giyindiği kadın çorabı ve kadın elbisesine ilk dokunduğu an, içindeki gerçek kimliğinin sesini duymaya başlıyor. Sadece modellik için değil, günlük yaşamında da eşinin iç çamaşırlarını giymeye başlayan Einar, bunun kendisini heyecanlandırdığını her geçen dakika idrak ederek, yeni kimliğinin adımlarını atmaya başlıyor. Eşi ilk başta, Einar’daki bu farklılığı çok önemsemese de, zamanla bunun geçici bir fantazi ya da heves olmadığını, aslında kocasının gerçek kimliğinin ortaya çıktığını idrak ediyor.

einargerda3-xlarge

Bir süre sonra kadın olmak değil, erkek olmak Einar’a rol yapmak ve olmadığı birisiymiş gibi görünmeye başladığından Einar, erkek kimliğini bırakarak Lili’yi yaratıyor ve onu kabulleniyor. Sadece o değil, Gerda da bunu kabulleniyor.

Hikayeyi daha çok Lili’nin gözünden izlesek de, Gerda’nın içerisinde bulunduğu kaos ve oryantasyon sürecinin filmde yeteri kadar verilmediğini düşünüyorum. İzleyici her ne kadar kendisini Einar/Lili ile özdeşleştirse de, Gerda’nın mükemmel giden evliliğindeki bu beklenmedik değişim de, kendi dalında facia niteliğini korumakta. Sürekli izleyiciye empati yaptıran ve “Ben olsaydım nasıl tepki verirdim?” sorusunu soran Danish Girl, herkesin kendi kimliğine ayna tuttuğu bir biyografiyi anlatıyor.

Filmdeki oyunculuklar inanılmaz derece de başarılı olsa da, yüksek bir drama potansiyeline sahipken film, istenilen drama dozajını izleyiciye vermekte eksik kalmış. Einar/Lili peformansı ile Eddie Redmayne, bu sene Oscar’a tekrar aday gösterildi. İki sene üst üste, bir oyuncunun Oscar alması çok düşük bir ihtimal olsa da (Hele ki karşısında Leonardo DiCaprio gibi bir rakip varken bu sene) Redmayne’in bu performans ile Akademi’ye aday olmaması komik kaçardı. Einar ve Lili’nin içsel savaşını bize bütün çıplaklığı ile sunan Redmayne, adeta bir tırtılın kelebeğe dönüşme sürecini, bize en samimi jest ve mimikleri ile sunmakta.

Bir  kişilik çatışması performansında Redmayne’in karakteri bu kadar başarılı yansıtması, aynı zamanda bir erkeğin, karşı cins için ne kadar başarılı bir gözlemci olduğunu da dile getiriyor. Lili’yi filmde, bir çok kadından daha kadınsı görüyoruz, bir çok kadından daha çekici, daha narin görüyoruz. Bunların hepsi gözlem, bir özenilme  sonucunda oluşan bir başarı mı? Yoksa kişinin kendi karakterinde bulduğu içgüdülerin sonucu mu? Redmayne’in başarılı performansı, kadınlık olgusuna bir bakış açısı daha sunuyor.

einarlili-xlarge

Kişilik Evriminin Sonlarına Doğru…

Bir yönetmen elbette filme kendinden bir şeyler katar, bir bakış açısı kadar, yalnız bir noktada Tom Hooper’ın beyaz perdeye aktardığı bu önemli biyografide bazı eksikliklere denk geldim.

Einar Wegener/ Lili Elbe hakkında araştırma yaptığımda, Lili Elbe’in fiziksel görüntüsünü ve anatomi yapısını tamamiyle değiştirmek amacıyla girdiği ameliyatlardan birinde, kendisinin çift cinsiyetli doğduğu ortaya çıktığını öğrendim. Bildiğimiz gibi çift cinsiyetli doğan insanlar, hem erkek hem de kadın özellikleri taşıyabiliyorlar. Bu durum, Einar/Lili için gelinen son noktada oldukça mantıklı bir açıklama. Çoğu zaman günümüzde her ne kadar acımasız bir tartışma da olsa, “Eşcinsellik bir kimlik arayışı mıdır? Yoksa hormonel bir olgu mudur?” sorusu hala insanlar arasında konuşulan bir başlık. Lili Elbe’in geldiği son noktada, Einar Wegener’in zaten Einar/Lili olarak doğduğu, biyografik bilgiler arasında yer alıyor. Tom Hooper’ın bunu yansıtmaması biraz tek yönlü bir bakış açısına sebep olduğu gibi, hikayeyi hormonel değil, sadece kişilik arayışı ve kişilik buluşu olarak aktarmasında emrivakiliğini hissettiriyor.

Hikayeyi daha iyi bir yoldan anlatması adına onun bu tarzını desteklesem de, söz konusu biyografi iken, bazı bilgilerin izleyiciye aktarımında eksik bırakılması konusunda kendisine katılmıyorum. Einar Wegener, çift cinsiyetli doğmuş olsa da, kimliğini arayıp bulmuş ve bunu bulmaya cesaret etmiş bir insandı ve hiçbir gerçek de bunu değiştiremez.

One comment on “The Danish Girl (2016)

  1. Merhaba Betülcüm,
    Filmi izledim, hikayeyi akıcı bir şekilde aktaramamışlar, film çok durgun ve yavaş ilerliyor. Bu açıdan biraz eksik kaldığını düşünüyorum. Ayrıca filmde sözü edilen eşcinsellik ve cinsiyet değişimi aşamaları güzel anlatılmış. Öyle bir dönemde bu tarz bir hikayenin gerçekleşmesi beni duygulandırdı. Fakat keşke daha güzel bir son düşünebilselerdi diyorum :)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*