Tarihi

sineptik_eksik

Eksik (2015)

12 Eylül’ü yaşamış veyahut da yaşamamış insanların anına ve geleceğine vurulan darbeyi drama üzerinden anlatan film ayrı kalmış kuşakların arasındaki ilişkileri göz önünde inceliyor.

Bu filmi seyretmedimBu filmi seyrettim

IMDB

Eksik (2014)
Eksik poster Rating: N/A/10 (N/A votes)
Director: Baris Atay
Writer: Mehmet Kala, Seref Nokta
Stars: Nur Sürer, Baris Atay, Özgür Emre Yildirim, Toprak Saglam
Runtime: 110 min
Rated: N/A
Genre: Drama, History
Released: N/A
Plot: Lack; after the military coup on the 12Th of September, this is the story where the revolutionist hunt was most lived during the years 1981 - 1984 and is still continuing today.

Hedef Kitle

Etiketler

darbe , insan , devrim , özgürlük , yaşam , inanmak , umut , gelecek , nefes  ,  huzur , sevmek

Detay

  • Anneden veya babadan ayrı kalmış , bunu uzun uzun sorgulamış bir anlam verememiş bireylerin ilgisini çekebilir.
  • Zamanı geri getiremediğinizde ve olduğu kadar başlangıç yapmak zorunda kaldığınızda hissettiklerinizle baş başa kalmak isteyebilirsiniz.
  • Umudun yokluğunda oluşan boşluğu gözlerinizle görme imkanı bulabilirsiniz.
  • Nur Sürer’in ses tonu ve vurgulamaları hoşunuza gidiyor ve sizi çekiyorsa pekala keyif alabilirsiniz.
  • Toprak Sağlam’ın şirin ve güzel olduğunu düşünmeniz çok olası ise sizin belki de mutlaka seyretmeniz gerekebilir.

Fragman

Sık Sorulan Sorular
Burası filmle ilgili akla takılan “ya neden neden” deyip kafayı yiyebilmeye kadar götürecek sorulara adanmıştır.Filmi seyretmeyenlerin okuması bir faciaya yol açabilir.

Öncelikle darbeyi yapanlara ölmüş ölmemiş tüm gücümüzle sövüyoruz. Bu bizim en temel hakkımız. “Olaylar başlamıştı biz geldik biz gelmesek millet birbirini boğazlayacaktı” deyip milleti kendi elleriyle boğazlayan, geleceğini , anını karartan kahrolası bazı askerler ve onların çer çöpleri. Cehennem varsa eğer evet hepinizin canı cehenneme.

Filmin açılışında Muzaffer karakterinin arkadaşından yardım isterken , askerlerin de insan avına çıktığını görüyoruz. Kapıyı çalıyor ama arkadaşlarıyla ayrılırken konuşuyor. İlk buluştuğunda konuşursun normalde. Öyle olmaz mı ? Muzaffer yolda yürürken aynı anda biz de geriliyoruz. Nihayet evine de ulaşıyor. Rahatlıyoruz.

Melek rolünü Şebnem Sönmez oynasaymış keşke. Nur Sürer’i Yılanların Öcünden beridir bilirim. Evet Asi’yi de izledim. Ama burada sanki verilen replikleri okumuş gibi. Vurgusu , ses tonu gerçekten beni filmin içinden çıkarttı. Ama Melek’in gençlik karakteri olan Funda Eryiğit’in yüzünde o anki anın saçmalığını , umutsuzluğunu gayet görebiliyorum.

Uğur Polat  , dede olmak için biraz genç değil mi diye düşünüyorum biraz. Sonra asker adam spora çok meyilli olur. “Ha olabilir” diyorum.

Deniz , Antakya’ya annesini görmeye geliyor içeriye giriyor. Burada sanki bir ay ayrı kalmışlar gibi. Çok sevindim diyor annesi ama biz o duyguyu yaşayamıyoruz. Olsun ama herkes bunu direk gösteremez. Kimisi sonradan sevinir sonradan kahrolur. Çok simgesel bir sahne var tam bu sahne sonrası. Deniz yavaşça salona doğru yürür. Salon kapısından içeri geçer ve bir adım sonra durur ve bakar. Kardeşini ilk o zaman görür. Belki ondan önce de biliyordur o şekilde sandalyeye ve başkalarına mahkum olduğunu kardeşinin ama görmeden inanamazsın ya , nasıl olur olmaz dersin , ama artık inanmamak için hiçbir sebebin kalmaz , öyle bir durumdur bu.

Deniz , evet sürekli canı sıkılan , bu yüzden de içen bir adam. Dedesi asker ,belki babaannesi biraz duygu sahibi bir insan ama Deniz’e dedesinden ötürü babaannesinden bile biraz duygu geçmemiş , yalıtmış , asker dedesi tüm bu duygusallığı. Sade ve sadece annesini ve babasını suçlayan elinde hayata dair başka bir ayrıntısı olmayan yüzeysel bir adam. İlk sahnelerde gördüğümüz yerde oturan Türker , yıllar sonra yine orada oturup rakı içen bir adam olmuştur. Gerçekten çok anlamlı.

Dilek’i görür görmez ona karşı duyguları kabarıyor. Bunun içinde duygu olmadığını da biliyoruz. Tamamiyle hormonlardan. Sonra da görüyoruz ki zaten sadece sevişiyorlar. Ki bu durumdan Dilek rahatsız oluyor. Deniz duygu kanalları tıkanmış bir insan. Amaçsız ve kontrolsüz yaşıyor.

Devrim’e yaptığı çok gaddarcaydı. Devrim’in Dilek’i çok sevdiği belli. Dilek de hem sevimli hem güzel olması ile zaten çok sevilmeyecek biri değil. Ama “onu siktiğim yetmiyor mu” denir mi lan vicdansız.

Annesi geçmişin ve şu anın süregelen acısına dayanamadı ve bir anda öldü. Yataklara düşmedi. Duygularını direk yansıtamamasına bu bir kanıt olabilir. Ama Devrim için gerçekten çok acıydı. Deniz bu durumu ona söyleyene kadar “nasıl denir ki lan” diye düşünüp durdum. Çok uzun dakikalardı. Deniz çat diye söyledi ama olsun. Zaten ondan da özen dolu bir konuşma beklemiyorduk.

Devrim’in sandalyeye mahkum bir insan olduğunu düşündüm film boyunca ve “hakikaten böyleyse de çok güzel oynamış” dedim. Öyle olmadığını da öğrenince çok şaşırmadım. Güzel oynuyordu çünkü gerçekten. Finalde , kardeşinin yere düştükten sonra tüm gücü ile geceden sabaha kadar bağırması , hem umutsuzluğu , hem karanlığı fotoğrafladı. En uzun nefessiz kaldığım zaman oldu.

Deniz kapıdan girdi. Salona geçti. Salonun kapısının bir adım ilerisinde durdu baktı. Sonra biz nereye baktığına baktık. Kardeşi ile tanıştı tekrardan , kırık bir cam , hayatı boyunca batacak.

Otuz yıl önce yapılan konuşmanın şu anki iktidara bağlanması da bir diğer iyi yerleştirilmiş bir ayrıntıydı.

“Biraz sevgi var içimde , içime akıp zehirlesin mi beni , bunu mu istiyorsun?”

Zehirledi Melek’i.