pulpfiction_sineptik

Pulp Fiction (1994)

Sinema tarihinin ezber bozanlarından, tartışmasız kültlerinden Pulp Fiction için özet yazacak arkadaşımız “cenaze dolayısıyla kapalı” olduğu için bu kısmı boş bırakıyoruz. Üzgünüz…

Bu filmi seyretmedimBu filmi seyrettim

IMDB 

Pulp Fiction (1994)
Pulp Fiction poster Rating: 9.0/10 (956,230 votes)
Director: Quentin Tarantino
Writer: Quentin Tarantino (story), Roger Avary (story), Quentin Tarantino
Stars: Tim Roth, Amanda Plummer, Laura Lovelace, John Travolta
Runtime: 154 min
Rated: R
Genre: Crime, Drama, Thriller
Released: 14 Oct 1994
Plot: The lives of two mob hit men, a boxer, a gangster's wife, and a pair of diner bandits intertwine in four tales of violence and redemption.

Hedef Kitle

Etiketler

Sıradışı orjinal, içi boş hoş dialog , ilk buluşma,hoş müzik , Tarantino

Detay

  • Tarantino kimdir, nedir, nasıl bir tarzı vardır bu konudaki merakınızı gidermek için yeterlidir dersek yeridir.
  • Müziklerinden olumlu ya da olumsuz etkilenebilirsiniz. Yüksek doz müzik içerir.
  • Argo ve yer yer Ortadoğu ve Balkanlar üzerinden gelen küfürlü dialogları vardır. Göze batıyor mu, abartılmış mı yoksa anlattıklarına bakılınca “ya ne olacağıdı gayet sıradan” mı dersiniz orası da size kalmış.
  • Uma Thurman, John Travolta, Samuel Jackson, Bruce Wills’i bir arada görmek hadi kabul edin, en azından denemeye değer.
  • Kronoljik sırayı takip etmeyen kurgularla bir sorun yaşıyorsanız amuda kaldırılmış sahne sıralaması biraz sıkıntı oluşturabilir.
  • Gündelik dialoglardan, oldukça sıradan tesadüflerden, olaylardan nasıl film olur diye hiç düşündünüz mü? Siz düşünmediyseniz bile Tarantino bunu bu filmiyle başlayarak halen yapmaya devam ediyor..

Fragman

Pulp Fiction

Q. Tarantino

Pulp Fiction külttür.

Aslında tek cümle ile ifade edip “işte kült kardeş, imdb’si de yüksek, hem kült hem de kültlüğü cümle alemce kabullenilmiş” deyip aradan çekilmek vardı ama, Pulp Fuction hakkında Sineptik’te de bir karalama bulunsun bu olmazsa olmazın diye yola koyulalım dedik.

Açıkçası nereden başlansa aslında oradan değil de şu sahneden itibaren anlatılma işine girilseydi daha iyi olurdu deneceği için işi garantiye alıp kronolojik sıralamayı takip etmekte fayda var.

Ancak sahnelere geçmeden önce Pulp Fiction, namı diğer Tarantino’nun ikinci ve naçizane bana göre en mükemmel filmi (Kill Bill ikinci en güzeldir,  Reservoir Dogs sevilir, sonrasını sıralamaya almadım) adı üzerinde ucuz bir hikayedir. Sıradan hiçbir fantastik öğe içermeyen neredeyse tamamı dialoglara dayanan ve sırf bu dialogları bile başlı başına “kült” olan şık bir yapımdır. Paradoksu kes, sıradan ama kült… Burada Tarantino’ya, hafiften psiko olduğuna, seks hayatında çok ciddi bir kadın ayağı takıntısı olduğuna ve bu takıntıyı her filminde mutlaka birkaç sahnede belirttiğine ( e tamam film ismi verip sükse yapalım, olası gluteuslardan sallıyor eleştirilerini def edelim; Pulp Fiction’da Uma ablamızın ayaklarına kamera zumları; From Dusk Till Down’da Salma Hayek teyzemizin ayağından bizzat Tarantino amcamızın kendisinin şarap içtiği sahne, ki öyle bir sahnenin eşi benzeri yoktur; Death Proof’taki hipi ablalarımızın arabadan dışarı sallanan ayakları; Natural Born Killers’taki kafası kırık ablamızın ayakları… bu kadarı kafi bence), özellikle Kill Bill sonrası bir gerileme belki duraklama dönemine girdiğine, kimi son yapım filmlerinde Levent Kırca skeçlerine bağladığına (bkz. Death Proof) felan girip bu güzelim filmin yorumlanmasını tatsızlaştırmak istemiyorum. Kim bilir belki de tatsızlaştırdım bile ama kısaca bahsetmeden de olmazdı. Ancak sonuçta Reservoir Dogs’u da sayarsak, Pulp Fuction gibi bir kültü yapan, Kill Bill’i yapan da zatı aliyeleridir. Özellikle bu üç filmindeki müzik zevki, oyuncu seçimi, sahneleri amuda kaldırma çılgınlığı, “ahan da Tarantino filmi” dedirten özel tarzı, zaten Hollywood’ta kapladığı sağlam yeri fazlasıyla haketmesine yetmiştir. Yani yok sonlara doğru cozuttu, yok kendini bozdu yaklaşımları ancak ben gibi entel özentilerinin  dağlara taşlara, dağın bile mamafih haberi olmayan, ince  bir  sitemi, sefil bir sedasıdır. Böyle biline…

Pulp fiction başlangıç müziği ile başlayalım. Hani başlangıç sahnesi değil, başlangıç müziği ile olaya girdiysek nasıl çıkacağız işin içinden ben de bilmiyorum ama, müziğin o hareketli, eğlenceli, aksiyon dolu tınısının filme ne kadar uyum gösterdiğini belirtmekte fayda var. Bir kez dinlendikten sonra hiç unutulmayacak çekiciliği olan müzik. Giriş, sadece müzikle bile vurucu. Dick Dale, misirlou efsanesi başka bir konu tabi. Daha fazla uzatmayalım.

Sonrasında ilk sahne. Bir kafeyi soymaya çalışan amatör  soyguncu çiftin ilginç muhabbetleri, kafeyi soymaya karar vermeleri, “pumpkin-hunny bunny” repliği ile akılda kalan ilginç, sıradanlığın sıradışılığı fevkinde ilk dialog… Yok yok, no felsefe no cry, sadece iki soyguncunun soyguna karar verirken ki aslında beklendik dialoglarının beklenmedik veriliş tarzı, güzel bir yorum yapılmış, vurgulanmak istenen o. Ve bunları keşfedince artık zaten sonraki sahnedeki muhteşem ikili ile (John Travolta-Samuel Jackson) kendinizi Pulp Fuction’a bırakıyorsunuz.

Filmi kaç kez izlediğimi bilmiyorum ama her izleyişte filmin ikinci sahnesinde, iki kiralık katili oynayan ve birilerini öldürmeye giden John Travolta ve Samuel Jackson arasında geçen dialog üşenmeden geri sarıp tekrar izlediğim bir dialogdur. Zira ömrü hayatımda bu kadar boş-beleş, bir o kadar tatlı ve hoş muhabbeti duymadım henüz. Peynirli Royal’den Avrupa’daki sinemalarda ve McDonalds’ta cam bardakta bira alınabileceğine, patates kızartmasına ketçap koymanın iğrençliğine, sonrasında bir kadına ayak masajı yapmakla bir kadınla yatmak arasındaki farka… yazarken bile güldüren bir dialog. Ve tabi Samuel Jackson’un adam öldürmeye giden bir kiralık katil olarak kapının önünde John Travolta’ya saati sorup henüz vaktin erken olduğuna karar verip kapıdan ayrılması var. Bu muhabbetten sonra film sizin için artık vazgeçilmezdir ve merakla diğer dialogları ve olayları bekliyor konumuna geliyorsunuz.

Her sahnesini tek tek, uzun uzun yazmanın hiç de yormayacağı ender filmlerdendir Pulp Fiction. Yazanı yormaz , ola ki okuyacak olan olur, garibim bitap düşer diye düşünüp, istemeden de olsa en unutulmaz sahnelerinden bahsedip bitirelim.

John Travolta ve Samuel Jackson  baskından sonra garibim bir zenciyi rehin alıp, arabada seyir halinde yine boş-beleş muhabbete dalmışken John Travolta’nın arkadaki zenci rehinenin kafasını kaza ile silahla patlattığı sahne; Tarantino’nun evine gidilip arabanın temizlenmesi (Tarantino kendi  filmlerinde birkaç sahnede görünmeyi sever), kaos çözme ustası muhteşem ” Wolf faktörü”, Wolf ve Tarantino arasındaki “yatak odası takımı” diyaloğu (evet ortada arabayı kan gölüne çevirmiş bir ceset var adamlar bildiğin mobilya ve battaniye muhabbetine girdiler)…Doğal, sert, kanlı, belki vahşi ve üzücü ancak hiç de olmayacak bir şey değil, ve evet komik. Tarantino tarzı da özetle bu sahnedir zaten. Herşey, acı-şiddet-acıma-üzüntü-komedi-kan-seks-şefkat-dostluk-ihanet… herşey birarada verilir ama çorba şeklinde değil, kalitesi değişken olan bir ustalıkla.

John Travolta’nın patron Marselyus’un karısı rolündeki Uma Thurman ablamızı yemeğe çıkardığı sahne. Kesinlikle baştan sona en vazgeçilmez sahnelerdendir. Dialoglar, mesala Uma Thurman’ın yemek masasında karşılıklı sessizlik olduğunda John Tarvolta’ya “tuvalate gidip gelinceye kadar konuşacak konu bul” demesi, gidilen otantik restorandaki çakma ünlülerden oluşan garsonlar, özellikle Marlyn Monro geyiği ve tabi Travolta-Uma ikilisinin unutulmayan twist dansı sahnesi, sonrasında eve döndüklerinde urge owerkill’in  “girl you will be a woman” şarkısı eşliğinde uma ablamızın eriten hal ve tavırları bu arada banyoda, patronun karısı ile yatıp-yatmama ikilemi içinde gidip gelen Travolta’nın yaran monologları, burundan yanlışlıkla eroin alan Uma’nın keş satıcının evinde başına gelenler… Film bu sahne ile bitmiş olsa bile kalitesinden en ufak eksiklik hissedilmezdi sanırım.

Biraz da Bruce Wills (Butch) bahsedelim. Butch’un kendisinden çok , cins kız arkadaşı ve babasından kalma saatinin öyküsü dikkat çeker. Hele hele saatin öyküsünü anlatan askerin tarzı , Bruce Wills’in (Butch) babasının Vietnam’da esir düştüğü zamanlarda saati rektumunda sakladığını söyleyiş tarzı görülmeye değer. Ve tabi bütün planlarını yapıp Marselyus’tan kaçmaya hazırlanırken cins kız arkadaşının saati almayı unuttuğunu öğrendiğinde Bruce Wills’in verdiği tepki de oldukça orijinaldir. Hani salak dostun olacağına akıllı düşmanın olsun gibisinden.

Bu noktada Bruce Wills’in (Butch) saati almaya eve gittiğinde yaşanan sahneyi de vurgulamakta yarar var. Bruce Wills, Marselyus’u dolandırmıştır ve mafya babası Marselyus en iyi adamlarından  olan John Travolta’yı Bruce Wills’in evine elinde makinalı silahla pusuya göndermiştir. Bruce Wills’in saati almak için eve girdiği an, John Travolta’nın silahını bırakıp  “tuvalete” gittiği an ile kesiştirilir. Ve silahı görüp durumu farkeden Bruce Wills tuvaletten çıkan John Travolta’yı kendi silahı ile öldürür. Bu kadar basit ve bu kadar “hiiii, iki en baba karakteri karşılaştırdığım sahne lan bu, ver aksiyonu ver heyacanı ver gerilimi stresinden ve triplerinden  uzak “naif” bir sahne… Filmin en baba karakterleri düşman olarak  biraraya geldiğinde Karamurat serisinden Game of Thorones’a kadar ne olduğu herkesin ezberindedir. (ki game of thorones 4*5’te jon snow’un oynadığı son sahne bile bu klişeyi taşır, bu çapta bir dizi bile bu ezberi bozamaz) İşte kılıçlar çekilir, silahlar patlar o onu yaralar derken öbürü diğerini öldürür felan filan… Ama Tarantino sıradışılığını, yani sıradan sıradışılığını konuşturmuş ve John Travolta’yı basit bir “tuvalet” sahnesi ile hoop, safdışı etmiştir. Oldukça orrijinal.

Pulp Fiction bu ve benzeri birçok ayrıntılı sahne ile zevkle izlenir. Ve derken filmin son sahnesine gelinir.

Son sahne yine ezber bozan, akıllara zarar bir tesadüfle başlar. Günlük hayatın süreğenliğinden, o süreğenlikteki bir dialogtan bir tesadüften film çıkaran Tarantino, son sahnede artık tarzını pekiştirmiştir. Bruce Wills, John Travolta’yı oldukça “sıradan bir tesadüfi şansla” öldürüp sevinçle arabasında seyir halinde iken yine “sıradan bir tesadüfi şanssızlıkla” kaçtığı mafya babası Marselyus ile trafik ışıklarında durduğu anda karşılaşır… Sonrasını tek tek anlatıp yaşanan diğer ilginçlikleri ayrıntılamak pek uzun süreceğinden son sahnenin son repliğini olduğu gibi alıp sonlandırmak en iyisi…

Butch ve cins kız arkadaşı arasında;

-Where did you get this motorcycle?

-It’s a chopper baby.

-Whose chopper is this?
-Zed’s..
-Who’s Zed?
-Zed’s dead baby, Zed’s dead..

Ayrıntılar

  •  Samuel Jackson başka hiçbir filminde bana göre bu kadar iyi oynamamıştır. Hele hele baskın yaptıkları evdeki performansı, takdire şayan.  Jackie Brown filmindeki Samuel Jackson mesala, vasat…
  •   John Travolta, Uma Thurman, Bruce Wills’i  birarada izlemek çok özel bir durum. Bizdeki Vizontele’de Cem Yılmaz, Yılmaz Erdoğan, Demet Akbağ, Altan Erkekli, Şafak Sezer, Salih Kalyon,Cezmi Baskın,Zeynep Tokuş’u birarada izlemek gibi.. Abarttım sanki, bence çok da güzel iyi oldu, benziyor en azından..
  •  Urge owerkill, Dick Dale,Joss Stone…  yeme de yanında yat soundtrackları bir ömür unutulmazdır. Trantino özellikle Kill Bill başta olmak üzere hemen tüm filmlerinde müzikten ödün vermez zaten.
  •   Kill Bill demişken, Uma ile Travolta’nın yemek sahnesinde Uma ,Travolta’ya yapım aşamasındaki Kill Bill’den bahsetmektedir. E ne güzel bu bilindik ayrıntıyı da atlamayalım.
  • Travolta ve Jackson’un almaya gittiği çantada ne vardı? Sittin kez izlediğim halde bir kez bile merak etmedim. Bana ne ise? Neyse ne, para, altın, fantastik başka bir şey.. Ne önemi var ki? “Doktor bu ne?” demek yerine ürünü ön plana almakta fayda var.
  •   Uma Thurman Tarantino’nun sadece müzikten değil kadından da anladığının kanıtıdır. Gerçi biraz saplantılı bir seks anlayışı var ama, güzelden anlıyor olmasının hakkını verip geçelim. Ayrıca Uma Thurman Kill Bill’den daha üstün bir performans sergilemiş her ne kadar birkaç sahnede oynamış olsa da..
  • Bruce Wills hep aynı, John Travolta fiks konumda.

2 comments on “Pulp Fiction (1994)

  1. Soundtrack’te Joss Stone’dan bahsedilmiş, Joss Stone film çekilirken 6 yaşında olduğundan yanlış bilgi olsa gerek (Dusty Springfield’la mı karıştırıldı acaba?)

  2. defalarca izlediğiniz sahnedeki diyologları yanlış yazmışsınız zira patateste ketçapın değil mayonezin iğrençliği olacaktı. bu çok önemli düzeltmeyi yapıp gidiyorum..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*