tabuttarovasata_sineptik

Tabutta Rövaşata (1996)

Şu önünüzden geçen üstü başı yırtık, saçı başı dağılmış, aç açıkta gezinen biçare ne yer ne içer, nerede yatar hatta nasıl ve kime aşık olur diye samimiyetle bakabilmiş ve bunu sinematografik olarak belgelemiş , Mahsun Süpertitiz karakteri ile yedinci sanata dev gibi bir adım atmış Derviş Zaim’in ilk yaptığı ve  belki de en güzel yaptığı filmdir Tabutta Rövaşata. Yerli malı kültlerdendir.

Bu filmi seyretmedimBu filmi seyrettim

IMDB

Somersault in a Coffin (1996)
Somersault in a Coffin poster Rating: 7.9/10 (2,957 votes)
Director: Dervis Zaim
Writer: Dervis Zaim
Stars: Ahmet Ugurlu, Tuncel Kurtiz, Aysen Aydemir, Mahmut Benek
Runtime: 76 min
Rated: N/A
Genre: Drama
Released: 15 Nov 1996
Plot: Mahsun Supertitiz is an unemployed homeless man who steals cars at night so that he can sleep in a heated place during the winter. Mahsun lives in Rumelihisar, an old section of Istanbul, ...

Hedef Kitle

Etiketler

Umut , Arkadaş, Saf , Aşk , Yaşamak ,İnanmak ,Geçinmek

Detay

  • “Ayy yazık ya, şuna üç beş kuruş verelim de..” diye başlayan cümlelerinizin muhataplarına daha yakından bakmak ister misiniz? Bkz. nasıl alternatif ya da son dönemin popüler siyasi değimiyle “paralel” bir yaşam (?!) sürüyor bu canlılar..
  •  Tuncel Kurtiz sevenlerdenseniz, bu filmi repertuarınıza katmanızda fayda var.
  •  Derviş Zaim’i sadece Filler ve Çimenler ile tanıyanlardansanız, bu film ezberinizi bozma potansiyelini barındırıyor.
  • Aşkın her yerde hiç kendini bozmadan filizlenen bir nevi arsız ama bir o kadar da güzel papatya olduğunu düşünüyorsanız bu filmle bunu bir kez daha pekiştireceksiniz.

Fragman

Sık Sorulan Sorular
Burası filmle ilgili akla takılan “ya neden neden” deyip kafayı yiyebilmeye kadar götürecek sorulara adanmıştır.Filmi seyretmeyenlerin okuması bir faciaya yol açabilir.

Tabutta Rövaşata, Derviş Zaim

Tabutta Rövaşata olmamışlıkların, yarımkalmışlıkların, sefaletin, tutunamayanların yerli hikayesidir.

Tabutta yaşayanların öyküsüdür.

Yeraltından, bu filmi izleyip semientel takılan, büfelerden karnını biraz olsun doyurmak için bayat ekmek almayı bırak “çıkma” kavramını ilk kez bu filmi izleyerek sözcük literatürüne kazandıran bizlere, “yaşayanlara” notlardır Tabutta Rövaşata.

Mahsun Süpertitiz’in ve  mahzun ve sade yaşantısının, gündelik akışkanlıkta bir telaş acele ile görmezden gelinen belki daha kötüsü görül(e)meyen, farkedil(e)meyen  yaşantısının hikayesi. Yerli malı kültlerimizdendir, bi şeyler  karalanmadan geçilmeyisidir.

Yansımalar ( özellikle bab-ı esrar ) eşliğindeki sahnelerle Ahmet Uğurlu’nun hayat kattığı,  Mahsun Süpertitiz ile tanıştığınız andan itibaren o sıcaklığa ve doğallığa kendinizi kaptırıyor, Reis rolünde Tuncel Kurtiz’i gördükten sonra o sıcaklıkla eriyip o her gün gördüğünüz tabuta, derbederlerin yaşantısına  siz de giriyorsunuz.

Mahsun Süpertitiz ana hikayenin, ana temanın karakteri olsa da, sonrasında Ayşen Aydemir’in kolon CA tedavisi alırken canlandırdığı hayat kadını karekterinden ( ki maalesef filmden sonra ödülünü bile alamadan hayatını kaybetmiştir böylesine kaliteli bir oyuncu) , esas ismi gibi sade bir yaşam süren Sarı ( Kemal Sade ) karakteri ve tabi Tuncel Kurtiz’in  her canlandırdığı  karekterde olduğu gibi bu filmde de kendini verdiği Reis karekterinden  ayrı ayrı bahsedilmelidir aslında. Mahsun Süpertitiz’den yer ve zaman kaldığı kadarıyla artık..

Mahsun Süpertitiz,

Bu dünyanın adamı değildir. Bize ait değildir ve bizden , yaşayanlardan, tabutta olmayanlardan ziyade doğanın, yaşamın, kaderin kendisi bunun farkındadır ve Mahsun Süpertitiz’i daha doğarken tabuta koymuştur, tabutuyla yaşamaktadır. Mahsun Süpertitiz gibi diğerleri de , “ama iyidirler” dediği arkadaşları da aynı tabuttaymış gibi gelir başlangıçta, Sarı haricinde Mahsun Süpertitiz ile bir tutulacak bir karekter yoktur aslında. Reis bile teknesini batırdığı zaman Mahsun’a vurmuştur, aşık olduğu hayat kadını bile Mahsun’u kendi kaldığı barakada uyuşturucu parası için aldatmıştır. Evet aldatmıştır, çünkü Mahsun sevdiği kadına hayat kadınıydı değildi gözüyle bakmayacak kadar “saf” berrak, net, pazarlılıklı olmayan duygularla yaşar..

Mahsun’un hayatında araba çalmak ısınmak içindir, para için değil. Çalar, ısınır, gider yine yerli yerine bırakır. Arabaları silmesi de, parmak izinden değildir, nasıl gördüyse zarar vermeden öylece yerine koymaktır yaptığı, primum non nocare manifestosudur düstur edindiği. Çaldığı arabayla ısınırken, ( gezerken değil) çarptığı köpeği bagaja atıp gecenin o saatinde veterinere götürecek kadar zarar vermeyendir Mahsun, saf doğruluktur yaptığı.

Mahsun’un hayatında değerli olan asla mal, para değildir. Mahsun pür “yaşama”nın adıdır aslında. Salt hayat için varolan birini klişe tabirle postmodern insanın anlamaması normaldir, Mahsun bu noktada her icraatından sonra yediği dayakları önemsemez, itilip kakılmayı tolere eder ,bunun farkındadır ama “iyidirler” dediği arkadaşları, çevresi yapınca bunları.. Reis ona vurduğu zaman ağlar, aşık olduğu “hayat kadını onu aldattığı zaman” dayanamaz, isyan eder, yıkılır… Beş parasızlıktan, açlıktan nefesi kokmaktan, yatacak yeri olmamaktan, her gün dayak yiyip , itilip kakılmaktan yıkılmayan Mahsun’u Reis ve aşkı yıkar sonunda..

Sığınabildiği , “izin vermeseler de” ulaşabildiği son güzelliğe, aşkının sevgisinin imgesine, tavus kuşuna ulaşır Mahsun sonra.  Özür dileyerek kuştan, arkadaşlarından ayırdığı için elinde olmayarak, yanında son “kalesi”, son “tutunacağı” ile giderken trafikte kendisine  klakson çalanlara dayanamaz isyan eder , ilk kez bağırır Mahsun, “ne varr lan ne varrr..” Daha ne istiyorsunuz Mahsun’dan sahi, daha ne kaldı alacağınız..

Son sahne ile aslında Mahsun’un derdi rövaşata değildir, yakalanınca verdiği ifadede olduğu gibi “acıkmıştır ve aklına gelen ilk yer olan hisara gidip tavus kuşunu yemek için kesmiştir” Mahsun. İran devlet başkanının gönderdiği özel korunan tavus kuşunu  alıp keserek ne siyasi bir mesaj kaygısı vardır Mahsun’un ne de aslında yitirdiği aşkına inat, yitirdiği Reis’e ve eski düzenine inat bir sitem göstergesi vardır. Mahsun bu vukuatından dolayı atıldığı cezaevinde acıkır ve üşürse ilk bulduğu mahkum aracını çalacak, gözüne kestirdiği ilk mekanda karnını doyuracaktır. Mahsun  Süpertitiz böyle biridir.

Sarı,

Namı diğer Kemal Sade, soğuktan donarak ölünce mezar taşının üzerine yazarlar bu ismi, “sade”.. bu kadar.. Mahsun kadar olmasa da, tabutta yaşar Sarı da. Ölümü, artık olmayacak olması  ne gam ne de keder. Mahsun gibi aldığı üç beş kuruşu “rakı mı konyak mı” diye tüketen bir “olmayan” ya da “olamayan”dır. Günübirlikçilerdir bu olmayanlar. Geleceğe dair konuşmayan; geçmişten gelenlerle yönlenmeyen, “an”ın insanlarıdır..Belki de bu yüzden arkadaşlıkları arkadaşlıktır. “ama arkadaşlar iyidir”in içini dolduracak kadar arkadaştırlar..Öyle ki Sarı’yı hiç unutmaz Mahsun. Kazandığı metelikleri biriktirip çıkma ekmek aldığı büfeden rakı şarap alarak, çıkma gömlek kotardığı Reis ve diğerlerini bulup Sarı’nın mezarına gitme önerisi yapar ayazda. Soğuk hava, meteliksizlik , böyle bahanelerin yeri yok işte bu arkadaşlıkta.

Bir de Sarı’nın cenaze merasimi var. Yatacak yeri bile olmadığı için, belki de karnını yeterince doyuramadığından uzunca, mineral eksikliğinin de verdiği bir halsizlik, üşüme ile, yattığı teknede donarak ölen Sarı’nın cenazesi… Reis ve Mahsun’dan başka kimsesi olmayan Sarı’nın cenazesi. Namazı camide ya da evde değil, kahvenin önünde kılınır Sarı’nın. Zaten evi yoktur, cami derseniz  bu insancıklar “tanrı varsa bile bizi çoktan unutmuş” diyenler be okuyucu. Bu yüzden mezar başında Fatihalar, Yasinler okunmaz, şarap rakı içilir; mezara içki dökülür imamın şaşkın bakışları arasında, şişeler saplanır ve ayin bitirilir..

Hayat Kadını,

Ayşen Aydemir ismi bu karekterle bile zaten ölmeyecektir. Boğaza bakan kahvehanenin pencereye yakın masasında, yarısı dolu çoktan soğumuş ince belli çay bardağı ve belki yakarken tek fırt çekilip kendi haline bırakılmış ve küllenmiş sigarası sağ elinin işaret ve orta parmağı arasında erirken boğaza attığı dalgın , bitkin, yılgın bakışlar. Biraz da kaçmak istemek var, gitmek kaçabilmek bu hayattan. Ama olmamış işte. O da tutunamamış. Hayatta kalmak için arda kalanlar ise Mahsunkilerle kıyas bile edilemez. Mahsun’u aldatacak ve kullanacak kadar yitip gitmiş. “ Bir fahişe zaten ancak Mahsun’u aldatabilir…”

Reis,

Tuncel Kurtiz kalitesi..  Reis yok olmalarını, tamamen yitip gitmelerini engelleyen , ait olmadıkları bu mekandan bu hayattan biraz olsun nasiplenmelerini sağlayan tek çınar, son konak. Tekne hepsinin ekmek kapısı. Günü kurtaracakları tek varlıkları. Filmi izlerken çalan bab-ı esrarla, teknenin hemen yanında tenekede yakılan ateşle ısınıyorsunuz siz de. Ellerinizi oğuşturasınız geliyor, ortadaki meyve-sebze sandığının üzerine konulan salatalıktan, domatesten biber ve peynirden bir ısırık da ben alim sıcaklığı değiyor içinize. Hele adi pet bardakta içilen çay o ayazda, dumanı tüte tüte. ev gibi.evdir zaten tekne, babadır zaten Reis… Ama işte, Reis de dayanamaz sonunda, o da vurur Mahsun’a, çünkü “yaşamak” zorundadır Reis, yaşamalı ve tabutta olmamalıdır, bir oğlu zaten vardır..

Ülke sineması adına yüz aklarındandır bu yapım. Derviş Zaim’in ilk ve bana ve hatta birçok kişiye göre (yakın çevrem ama arkadaşlar iyidir) en iyi filmidir. Yerli kültlerimizdendir. Benzerini  ve daha iyisini görebilmek umuduyla…

Alıntı ;

–          Sen artık temelli burada mısın?

–          Buradayım..

–          Çay ocağına da bakıyor musun?

–          “ Burası ile ilgileniyorum..”

–          Yatacak yer verdiler mi sana ?

–          Evet ..

–          Yatacak yer verdilerse iyi…

–          Nasıl yani?..

–          Bir odan var ya..

–          Senin yok mu?..

–          Hem var hem yok.. Genelde arkadaşlarda kalıyorum..

–          Ben de.. “ Ama arkadaşlar iyidir..”

–          ….

 

Ayrıntılar

  •    Yansımalar ve Baba Zula film müziklerini yapmıştır. Bilhassa yansımalar oldukça uyumlu olmuş bab-ı esrar ile.
  •    Ahmet Uğurlu, Ayşen Aydemir, Tuncel Kurtiz..  Rol yapmak, rol yapmamaktır, bu tarz aforizmalar süper oyuncunun rol yaparken kendinden geçip o karektere bürünmüş olduğu gerçeğini ifade etmek için kullanılır.
  •    600 bardak çay borcu olan Mahsun Süpertitiz için borcunu da ödeyim, arabamı da vereyim ısın demeden edemedim..
  •    “Ama arkadaşlar iyidir “ denilebilecek bir arkadaş çevresi olsun insanın diyiveriyorsunuz.
  •    Tekneyi batırdıktan sonra Mahsun Süpertitiz’i sorgulayan komser, kalın kaşları ile “Derviş Zaim” dir..
  •    Film bütçe desteği olmadan, oyuncular para sorunu yaşatmadan çekilmiş olması açısından da oldukça etkileyici ve ayrı bir yere sahiptir. Böylesine bir iş böylesine yoklukta… Çok çok iyi kotarılmış. Bu yüzden diyaloglar, varoş denilen kişilerin kullandığı İstanbul ağzı, yer yer sahne uyumsuzluğu ve kopukluklar 1996 yapımı bu film için dikkate alınmıyor.
  •    Derviş Zaim her filminde müziklere önem verir. Burada da müzikler kesinlikle filmle birlikte izleyicide yer ediyor. Filmin kültlüğü açısından güzel bir özellik..
  •    Aşk Köpekliktir ( Ahmet Ümit) dedim Mahsun hayat kadınına aşık olunca.. Öyle bir köpeklik ki hem de, Masumiyet’teki Haluk Bilginer, Kader’deki Ufuk Bayraktar, İtiraftaki Taner Birsel geldi aklıma..Şöyle bir silkinip titredim, Mahsun Süpertitiz’i bile rahat bırakmıyor bu melet dedim.. Tövbe istiğfar ettim..
  •    Mahsun Süpertitiz’in bir elinde değnek denize daldırıp balık yakalamaya çalıştığı, diğer elinde çıkma ekmek yediği ve boğazı izlediği sahne.. Çok koyar be adama..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*