autumn_sonata_sineptik

Autumn Sonata (1978)

Hassas , yazan ,içine kapanık, fevkalade piyanist olan annesinin bencilliğinden beslenmiş bir bayan , eşi ile hayat sürmekteyken annesini ısrarla evine davet eder. Bu ısrarlardan bir tanesi cevap alır. Ve Anne ” hadi geleyim” der. Ee iki kadın biraraya gelince konuşurlar biraz.

Bu filmi seyretmedimBu filmi seyrettim

IMDB 

Autumn Sonata (1978)
Autumn Sonata poster Rating: 8.2/10 (11,479 votes)
Director: Ingmar Bergman
Writer: Ingmar Bergman
Stars: Ingrid Bergman, Liv Ullmann, Lena Nyman, Halvar Björk
Runtime: 99 min
Rated: PG
Genre: Drama, Music
Released: 01 Oct 1978
Plot: A married daughter who longs for her mother's love gets visited by the latter, a successful concert pianist.

Hedef Kitle

Etiketler

Tiyatro , Anne-kız, Bencil , biriktirmek , kariyer , nefret , sevgi ,kırık kalp , güzel başlangıç

Detay

  • Tiyatro tarzı filmleri seviyor musunuz? Cevabınız evet ise bu, bir buçuk saat zaman ayırmanıza yeterli olabilir.
  • Kendinden başka bir bireyi düşünmeyi  iş olarak gören insanlar, gün gelir de en azından birisini düşünmeye başlarlar mı ? Umut var mıdır , dersiniz.
  • Biraz biraz piyano çalıyorsanız , “ya piyanom olsa birisi de öğretse de çalsam” diyorsanız sizin için küçük bir kurs olabilir , tabii eğer sabrederseniz.
  • Kalbiniz kırıksa bunu laf olsun diye söylemiyorum, sızım sızım sızlıyorsa(bunu da edebi olsun diye söylemiyorum), izleyin, sizi biraz hafifletebilir. Yani yalnız değilsiniz.
  • Sevgi-aşk arasındaki farkı bir de bu film anlatmayı denemiştir. “Bakalım bu nasıl anlatmış” da pekala bir sebep olabilir.

Film hakkındaki ön sezilerim

  • Kimi monologlara hayran kalacaksınız.
  • Duyduğunuz kelimeler , direk kalbinize gidiyor ise eğer, müthiş bir başlangıcı olduğunu düşüneceksiniz.

Fragman

Sık Sorulan Sorular
Burası filmle ilgili akla takılan “ya neden neden” diyip kafayı yiyebilmeye kadar götürecek sorulara adanmıştır.Filmi seyretmeyenlerin okuması bir faciaya yol açabilir.

  • Bu kızın annesi ile alıp veremediği nedir?

Eva, yaşayamadığı için yazarlığı meslek olarak tercih eden bir yazar, annesinden yalıtılmış halde büyümüş , dokunulmaz bir sanat eseri gibi annesi ya da evinizde asılı çok sevdiğiniz bir film yıldızının posteri gibi. Gülüyor , çalıyor , konuşuyor  ama uzaktan ,hevesle yaklaşımınıza bir tepki yok. Bir gün de terkedip gidiyor. Bu kız da neden diyor doğal olarak. İçindeki bu cevap arayışı da kendisini anı yaşamaktan alıkoyuyor. Anlar da hayatı oluşturur. Kendisini dünyaya getiren bir kişinin sevgisinden yoksun eksik bir insan diğer insanlarla ilişkiye belli bir mesafede girebiliyor. Kendini beğenmeyen bir insan bir başkasının seni beğeniyorum demesine ne kadar inanabilir? Filmin başında Victor’un eşinden bahsettiği o mükemmel monolog bunu doğrular gibi.

“Bazen orada olduğumu bilmez ama karımı seyrederim.

Bu odaya ilk geldiğinde ‘Tamam,burada kalabilirim.’ demişti.

Birbirimizi tanıyalı daha bir kaç gün olmuştu.
Trondheim’deki Piskoposluk konferansındaydı. Bir gazetenin temsilciliğini yapıyordu.

Bir öğle yemeği sırasında buradaki papaz evinden bahsettim.
Konferansın bitiminden sonra bir sabah cesaretimi toplayıp evi ziyaret etmeyi önerdim.

Yolda benimle evlenmeyi isteyip istemediğini sordum.

Bana cevap vermedi.Ama bu odaya girdiğinde,bana döndü ve şöyle dedi:

“Güzelmiş. Burada yaşayabilirim.”

O zamandan beri burada sessiz ve sakin bir hayat sürdük.

Eva elbette bana geçmiş hayatını da anlattı.

Liseden sonra üniversitede okumuş, bir doktorla nişanlanmış ve bir kaç yıI beraber yaşamışlar.

İki tane kısa kitap yazmış.

Vereme yakalanmış, nişanı bozmuş ve önce Oslo’ya sonra da güney Norveç’te küçük bir şehre yerleşmiş. Orada gazetecilik yapmış.

Bu onun kitaplarından ilki ve onu çok seviyorum.

Kitapta şöyle yazmış:”İnsan yaşamayı öğrenmeli.”
“Bunun için her gün alıştırma yapıyorum.”

“En zor olan kim olduğunu bilmemem.”

“Bu nedenle bir kör gibi ilerliyorum.”

“Eğer birisi beni olduğum gibi severse,

belki o zaman kendimi kabul edebilirim.”

“Ama bu olasılık şu anda oldukça uzak görünüyor.”

Keşke ona zaten sevildiğini söyleyebilsem. Koşulsuz olarak.

Ama bunu ona, inanacağı şekilde söyleyemiyorum.

Doğru sözcükleri bulmayı hiç beceremiyorum.”

  • Apar topar giden annesine hadi kendisi neyse kardeşine rağmen hala neden mektup yazıyor?

Annesine tutkuyla bağlı bu bayan. Nefret ediyor ondan. Ama bir yudum sevgi onun için paha biçilemez. Kendini sadece sevdirmiş Charlotte. İşte burada cevap Eva’dan geliyor.

“Sevgimi kazanmak için beni bağladın tıpkı başka insanların seni sevmesini istediğin gibi.

Tamamen çaresiz haldeydim. Her şey sevgi adına yapılıyordu. Sen her zaman beni, babamı ve Helena’yı sevdiğini söyledin.

Sevginin ses tonunu ve mimiklerini biliyordun.Senin gibi insanlar çok tehlikelidir.

Sizi bir yere kapatmalı, zararsız hale getirmeli.”

Kedinin ciğere baktığı gibi bakıyor ona. Bir sahneden hemen örnek vereyim. Eva’nın gözlerine dikkat. Şu kadına da çocukken piyano çalmayı öğretseydin ya.

Autumn Sonata – Chopin sahnesi

  • Anne, gelen mektuptan sonra pişman mı oldu?

Sadece o an duygulandı işte. Bütün kendini sevdirip kaçanlar gibi sevilmekten keyif alan benciller gibi . Biraz suçluyum ama yapacak bir şey yok psikolojisinin vücut bulduğu biri Charlotte. Ben eminim ondan yarım saat sonra piyano çalıp hayatına devam etmiştir. Umut yok. Eva, sen piyanoda istediğin besteyi istediğin gibi çal. Boşver başkalarının , senin çaldığın hakkında ne düşündüklerini. Ha , olmaz mı?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*