sineptik_losthighway-1024x533

Lost Highway (1997)

Orta yaşta , bir gece kulübünde saksafon çalarak hayatını idame ettirmeye çalışan bir müzisyen cinsel açıdan bazı problemleri olup aksi gibi çok seksi de bir eşe sahiptir. Bu iki zıtlık, beyinin içinde birbirini itip de kafayı fiziksel olarak patlatmaya götürecek derecede güçlü olunca bakalım kahramanımız bununla nasıl başa çıkacaktır?

Bu filmi seyretmedimBu filmi seyrettim

IMDB

Lost Highway (1997)
Lost Highway poster Rating: 7.7/10 (78,655 votes)
Director: David Lynch
Writer: David Lynch, Barry Gifford
Stars: Bill Pullman, Patricia Arquette, John Roselius, Louis Eppolito
Runtime: 134 min
Rated: R
Genre: Drama, Mystery, Thriller
Released: 21 Feb 1997
Plot: After a bizarre encounter at a party, a jazz saxophonist is framed for the murder of his wife and sent to prison, where he inexplicably morphs into a young mechanic and begins leading a new life.

Hedef Kitle

Etiketler

Kadın , Erkek , Tutku , Kıskançlık , Seksi , Cinsellik ,Esrarengiz , Bilinçaltı

Detay

  • David Lynch pek anlaşılmak üzere kesin , net bir film yapmayan insan olarak ün salmış bir yönetmen olunca “acaba anlayabilecek miyim ya da kendimce mantıklı bir kurgu oluşturabilecek miyim” gibi düşüncelerle izlemeye girişirseniz eğlenceli olabilir.
  • Şöyle konulu , insanın kendisine göre çıkarımlı , yumuşacık bir erotik film arayanınız var ise beklentinizi boşa çıkarmayabilir.
  • Şüphenin insana neler yaptırdığını bir kez daha izlemek ya da ilk kez izlemek istiyorsanız neden bu filmden eksik kalasınız ki?
  • Yüksek dozaj gizem ile zevkin doruklarına çıkıyorsanız sizin için tam bir hazine olabilir.
  • İlk bakışta aşık olmak ya da ilk bakışta etkilenmek sizin için uygulanabilir bir kavram ise işte size dışardan iki açıya bakma fırsatı.
  • Kendinizle barışık değil , hala kavga ediyorsanız pata küte , içten içe öfkeleniyorsanız kendinize çok da gurur yapmış da olabilirsiniz belki , siz filmi sahiplenebilirsiniz.
  • Seksi ile güzel arasındaki farka inanıyorsanız kanıt olarak gösterebileceğiniz bir film olabilir.
  • Hiç olmadı müzikleri ile ilgi çekmiş bir film olup Lou Reed, Marilyn Manson , Rammstein filme bir güzel dahil olmuşlardır. Az tahammül sahibi iseniz kulak dinlendirmesi ile buradan pay çıkarabilirsiniz.

Fragman

Sık Sorulan Sorular
Burası filmle ilgili akla takılan “ya neden neden” deyip kafayı yiyebilmeye kadar götürecek sorulara adanmıştır.Filmi seyretmeyenlerin okuması bir faciaya yol açabilir.

Filmin ilk sahnesinde elinde sigarasıyla bizim piskopat karakteri görüyoruz. Elleri titriyor. Teri de soğumuş gibi. Böyle durdurak bilmeden sevişmiş gibi. Ama yok işte tam orada biraz önce eşini öldürmüş bir nevi yorgunluk sigarası içiyor. Kafasında bir Dick Laurent uyduruyor. Eşini öldüren kişi olarak onu belirliyor. Buradan polis merkezinde burnuna esaslı bir yumruk yiyene kadar adamın rüyasında yer alıyoruz. Tabi bilinçaltının ona izin verdiği kadar. Şimdi bu rüyada ne oluyor ne bitiyor ondan dem vuralım.

Kahramanımız bir saksafoncu , gece kulübünde de caz müzik yapıyor. Eşinin ona karşı ilgisizliğinden muzdarip. “Ben bugün gelmesem mi acaba” diyen eşine şüpheyle bakıyor.”Peki gelmeyip ne yapacaksın bakayım” dediğinde de “kitap okurum” gibi bir cevap alıyor. Bıyık altı gülümsemesini sunup gece kulübüne gidiyor ve orada çalarken göz ucuyla karısının bir adamla çıktığını görüyor. Eve telefon ediyor. Telefonu açan olmuyor. Biraz önce gördüğünün gerçek olduğundan emin olup iyice deliriyor. Eve geldiğinde karısını uyurken buluyor ama o yine de önceki gördüklerini silemiyor. Eşi ile yataktayken yaşadıkları o kısa ilişkide eşinin eliyle hafif hafif vurup “problem değil” demesi amcanın da gururunu kırıyor haliyle. Burada değişmezse eğer bilinçaltından hiçbir zaman kaçamayacak adamla tanışmış oluyoruz. Peki o evin önüne bırakılan video kasetler neyin nesi? Onlar aslında karakterin “ben öldürmedim bizi birisi öldürmek istedi” uyarlamasının hayal ürünü. Bu rüyanın içinde aslında küçük de olsa gerçeğe vurgu yapıyor.”Dün gece bir rüya gördüm. Sonra orada yatakta yatıyordu. Sana benziyordu ama sen değildi.” İşte burada amcam öldürmüş kadını. Gerçeği rüyada kabus diye anlatıyor işte.

İlk yatak odasında eşinin yüzünde gördüğümüz karakter , adamın kurtulmaya çalıştığı bilinçaltı. Gerçek diye adlandırdığımız o kabusu gördükten sonra ortaya çıkıyor. Kabusun mimarı kesinlikle o. Partide karşılaşıyor kendisi ile “ben senin evindeyim beni ara” lafı ile esrarengizliğini iyice arttırıyor. Zaten cinayet de evinde vuku buluyor. Orası uygulamalı iz bıraktığı bir mekan artık. Tabii ki orada olacak.

Ve son video kasedini izlediğimizde kendisinin öldürdüğü görüntüleri görüyoruz. (Hani şu kendisine yazık olan tatlı kadının “problem değil” diyerek bizim adamın sırtına vurduğu el de vücuttan ayrılıp yatağın üstünde durmakta.) Tam o sırada “Renee, Renee” diye bağırıyor ve sonra yüzüne yumruğu yiyip uyanıyor. Bu rüya hiç de istediği gibi gitmedi.

Karısını öldürdüğünü artık herkes biliyor. Elektrikli sandalye cezası ile cezalandırılıyor.

Hücresine atılıyor, aklındakiler yani tüm o gerçeklik küçücük beyninde onu alabildiğine ağır bir yükle karşı karşıya bırakıyor. Karşısına baktığında çölün ortasında yine o esrarengiz adamı görüyor. Hiçbir zaman hiçbir yerde kaçamadığı. Çıldırma evresiyle aklına yeni bir senaryo geliyor. Ve ikinci bölümde ilk bölümden daha yaratıcı bir kurguyla yolumuza devam ediyoruz.

Genç , yakışıklı , çekici kendisine çok bağlı bir kız arkadaşı olan ama onun çok da sallamadığı arada keyfine seviştiği ve piçvari bir arkadaş grubu olan bir delikanlı oluveriyor bizim adam. Sevgilisine bir açıklama yapmadan öperek onu ikna ediyor. Biraz ileride de göreceğimiz gibi caz duyunca kapatıyor. Ve az daha ilerilerde de göreceğimiz gibi sürekli sevişken bir tip olup polisin tabiriyle “tuvalete gider gibi seks yapıyor”. Kendinden tamamiyle uzak bir adam yaratıp ilk rüyada gerçekleştiremediğini şimdi farklı bir tasarımla yapmaya çalışıyor. Buna insanın kendinden kaçması da diyebilirsiniz kısaca. Hani insan kendinden kaçamazdı?

Üstelik ona göre tüm bu üstün özellikleri bir tamirci iken yapıyor. Böyle serseri bir tipi avukat , doktor ya da bir öğretmen yapmak yerine sanırım tüm bu özelliklere tamirci iken sahip olmak ondaki tatmin duygusunu arttırıyor.

Filmin en başında kendinden bahsedilen, ama ilk rüyada görmemizin kısmet olmadığı Laurent Dick bu rüyada bir gangster bir mafya olarak karşımıza çıkıyor. Tabii ki kötü bir adam olmalı çünkü o öldürdü karısını. Peki arasını niye iyi tuttu? Çünkü “dostuna yakın ol düşmanına daha yakın” demişler. Şaka şaka. Sadece kendine konulu bir porno yaptı. Güç kuvvet sahibi bir adamın yanındaki kadın kendine ilk bakışta aşık oldu. Kendi ayağıyla gelip bizim yağız delikanlıya sürtündü. Sonra onu evine gönderecekken dayanamayıp otele götürüp o gerçekte yapamadığı cinsel birleşmeyi bir güzel inşa etti. Öldüren bir karizma var burada. Kesinlikle kendinden kaçtı bu adam.

“Böylesine çıldırtıcı seksapellikteki bir kadını kendisine daha da bağımlı yapmak için neler yapılabilir?” diye düşünmüş olacak ki , Alice kendini Dick Laurent’in zoruyla porno çekmeye zorladığını söylüyor. Ve anlıyoruz ki onun yanında olmasının sebebi tamamiyle korkudan. Burada Pete’den yardım istiyor. Allah’ım ne güzel bir rüya bu. Şimdi çekici yağız delikanlının aklında kurtarmak için fikirler dönüp duruyor. Dick Laurent’in yardımcısını kaza ile öldürdükten sonra bir çöldeki evde artık Dick Laurent’den kurtulmuş oluyorlar. Şöyle güzel bir aşk gecesi ile tatlandırmak sanırım zirve diyebiliriz. Hayır hayır zirve tam o boşalma anı tabii ki de. Ama oraya gelemiyoruz. Alice bombasını patlatıyor “bana asla sahip olamayacaksın” diyor. Seksin bitmemesi bir yandan edilen lafın gurur kırıcılığı bir taraftan ki bunları klişe bir laf olan “herkesden kaçarsın da kendinden kaçamazsın” la açıklayabiliyor oluşumuz tat vermese de buradaki “kendini” biraz açarsak gerçektir.

Böyle tatsız tuzsuz bir olaydan sonra ilk rüyada olduğu gibi şu esrarengiz adamı görüyoruz. Kendimizden değil de aslında bu adamdan kaçamayız. Kahrolsun bilinçaltı.

Kendi içimize döndükten sonra artık o karanlık çukurda var olan her şeyin sebebi olan Dick Laurent’i öldürmek kalıyor. Ve bunun müjdesini de gidip kendisine verip polislerden kaçmaya başlıyor. (Hala bir başkası olduğunu düşünüyor içten içe) Kim bilir belki de kaçacak ama elektrikli sandalyeye mahkum edildi bu adam. Yavaş yavaş tütmeye başlıyor. O ölürken aklımıza sadece o kadın geliyor. Bir türlü gitmiyor. O kadın öldürülür mü lan?

Seni hep böyle hatırlayacağız. “Sweeter than wine” ve “Softer than a summer’s night”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*