turning_sorfcu_sineptik

The Turning (2013)

Dönüş; Avustralya’yı yazar, Tim Winton’un seçilmiş hikayelerinden oluşan, birbirinden bağımsız 18 kısa filmden oluşuyor. Fakat bu kısa filmler birbirinden bağımsızmış gibi görünse de, özde alt metin olarak birbirine sıkıca bağlı şeylerden söz ediyor. Birbirinden farklı 18 yönetmen, 18 farklı bakış açısı…

Warwick Thornton-Big World, Jub Clerc-Abbreviation, Robert Connolly-Aquifer, Anthony Lucas-Damaged Goods, Rhys Graham-Small Mercies, Ashlee Page-On Her Knees, Tony Ayres-Cockleshell, Claire McCarthy-The Turning, Stephen Page-Sand, Shaun Gladwell-Family, Mia Wasikowska-Long, Clear View, Simon Stone-Reunion, David Wenham-Commission, Jonathan auf der Heide-Fog, Justin Kurzel-Boner McPharlin’s Moll, Yaron Lifschitz-Immunity, Ian Meadows-Defender, Marieka Walsh-Ash Wednesday

Bu filmi seyretmedimBu filmi seyrettim

IMDB

The Turning (2013)
The Turning poster Rating: 6.2/10 (608 votes)
Director: Jonathan auf der Heide, Tony Ayres, Jub Clerc, Robert Connolly, Shaun Gladwell, Rhys Graham, Justin Kurzel, Yaron Lifschitz, Anthony Lucas, Claire McCarthy, Ian Meadows, Ashlee Page, Stephen Page, Simon Stone, Warwick Thornton, Marieka Walsh, Mia Wasikowska, David Wenham
Writer: Tim Winton (short stories), Justin Monjo (screenplay), Andrew Upton (screenplay), Kris Mrksa (screenplay), Marcel Dorney (screenplay), Circa Contemporary Circus (screenplay)
Stars: Rose Byrne, Cate Blanchett, Hugo Weaving, Miranda Otto
Runtime: 180 min
Rated: N/A
Genre: Drama
Released: 26 Jan 2014
Plot: A collection of short films based on stories by Australian writer Tim Winton.

Hedef Kitle

Etiketler

Dönüş, Kısa film, Kader, Ölüm, Acı, Mutluluk, Son, Aşk, İlişki

Detay

  • Kısa film izlemekten keyif alıyorsanız,
  • Avustralya’ya gitmeyi ya da oradaymış gibi hissetmeyi bir kez olsun istediyseniz,
  • Dönüşler size, acı ya da mutluluk getirdiyse,
  • Birbirinin içine geçmiş, dertleri aynı olan fakat olayları birbirinden bağımsız bir şeyler izlemek ilginizi çekiyorsa,
  • Yaratıcılık, kurgu, sanat, iyi oyunculuklar, dram ve simgesel anlatımlarla bezenmiş, bir film izlemeyi isterseniz,
  • Uzun filmlerden sıkılmayanlardansanız bu film hoşunuza gidebilir.

Fragman

Sık Sorulan Sorular
Burası filmle ilgili akla takılan “ya neden neden” deyip kafayı yiyebilmeye kadar götürecek sorulara adanmıştır.Filmi seyretmeyenlerin okuması bir faciaya yol açabilir.

The turning, sinema tarihinin ilk denemelerinden biri değil. Lakin oldukça cesur ve kendi alanında çok şey söylemeyi başarmış bir film. Filmin süresi 3 saat, fakat bu uzun süre seyirciyi ekrandan koparmak yerine, bir sonraki kısayı merak ettirerek ilerliyor.

Film 18 kısa filmden oluştuğu için, büyük bir bütünlükten bahsedebilmemiz olanaksızlaşıyor maalesef, fakat film okuma düşüncesiyle izlenildiğinde alt metninde dönüşe dair her kısa film oldukça iddialı şeyler söylüyor. Dönmek, bazen gitmek bazense aynı noktaya geri gelmeyi anlatıyor. Dönmek nedir? Bulunduğumuz noktaya geri gelmek mi? Yoksa bulunmayı istediğimiz noktaya giderken yaşadığımız gel gitlerle, doğru yolu bulmak mı? Gidişler de dönmek gibi lanse ediliyor birkaç filmde. Gidilmesi gereken yermiş gibi gösteriliyor.

Filmi izlerken düşündüğüm bir başka detay ise, bilinç akışı tekniğinin bu filmde gerçekten var olabilecek en önemli özellik olduğuydu. Aslında her film bir diğeriyle küçük bağlantılar kurarak, bir şeyler söyleme derdindeydi. Mesela, Abbrevition isimli kısa filmde, 10 – 12 yaşlarında bir çocuğun, dünyalar güzeli bir kızla karşılaşıp hiçbir şey konuşmadığı ve sonrasında kızdaki kusur olan, yüzük parmağının olmayışını gördüğü sahne, Damaged goods isimli kısa filmle ilgili küçük benzerlik içinde.Evli olan kadının, ekran ikiye ayrılmış şekildeyken, eşinin gençlik aşkını ve kusurlu kızları sevdiğini ağlayarak bizlere anlatması, iki filmi birbirine bağlayan şeylerden biri.

Kısalar arasında yaratıcılığı en çok zorlamış, hikayeden çok görüntüler ile bir şeyler anlatmayı istemiş olan film ise “Sand”. Üzerine çok şey söylenebilecek filmlerden biri, birçok kavramı içine almış olan, güçten, lider olmaktan bahseden, saflığın yok oluşu olarak tanımladığım simgesel anlatımıyla sona doğru götüren, kurgu konusunda da başarılı bir film.

Hikaye odaklı, ders verme derdi varmışcasına, bir yanlışı bir geri dönüşe döndürmek isteyen filmlerden biri olan “On her kness” en anlaşılabilir film olarak karşımıza çıkıyor. Fazla karışık olmayan, derdini kısa sürede aktaran bir anlatımla, doğru yanlış kavramları üzerinden ani bir dönüşü aktaran başarılı bir kısa.

Wim Wenders’ın muhteşem filmlerinden biri olan Pina’ya saygı duruşu olarak adlandırdığım filmlerden biri ise “Immunity”. Bir tiyatro sahnesi, sanat ve aşk. Bu filmde de büyük dönüşlerden, geri gitmeler ve başa dönmeler dans eşliğinde, gözler önüne geliyor.

Cate Blanchett gibi çok çok başarılı bulduğum oyuncunun oynadığı kısa filmde ise, noel kutlaması için bu çiftin evindeyiz. Eşinin annesi bir yakınlarının evine gitmek istiyor. Ellerinde bir adres var. Belirtilen adrese geldiklerinde bahçede beklerlerken -acaba neredeler, yanlış eve mi geldik vs diye düşünmeye başlıyorlar. Bu sırada yaşlı kadın havuza düşüyor, ve ardından Cate Blanchett’in çığlıklarla havuza atlaması üzerine, bir anlığına da olsa çocukluklarına dönen iki kadının kahkahalarına ve mutluluklarına şahit oluyoruz.

“Defender” ise geri dönemeyen bir karakterin hikayesini anlatıyor. Baştan da başlayamıyor karakter hayatına. Yüzü yaralı, neden olduğunu bilmiyoruz. Öğrenmek istiyoruz fakat durum daha da değişip, sevgilisiyle olan problemlerle bizi kıskacına alıyor. Kısa filmler arasında ters köşe yapan tek film “Defender”.

Gülümseten, takıntılarla dolu bir hayata giriş yapmamızı isteyen film tabii ki “Long Clear View”, turuncu saçları, muzur bakışlarıyla ve sıradışı olan zihniyle her şeyi sayan, sifon sesi son bulmadan tuvaletten çıkması gerektiğini düşünen, gece uyumadan önce ışığı kapattığı an, “acaba kör mü oldum” diyerek tekrar ışığı yakıp ellerine bakan dünyalar tatlısı bir çocuğun dünyasındayız. Tereddütleri, herkesten farklı oluşu sebebiyle, bir önceki ana dönmesi an meselesi olan, dönüşleri güldüren, iç ısıtan bir film.

“Cockleshell” filmi ise bir gencin, balıkçı kıza aşık olmasıyla başlıyor. Kızı her gördüğünde dünyasına yeni bir anlam katan genç, onunla birlikte olabilmek için balık tutmaya onunla birlikte gidiyor. Bu filmde en çok etkilendiğim plan ise, çocuğun duşta balıkçı kızı düşündüğüne emin olmamız, fakat bunun gözümüze sokulmamasıydı. Sekse kattığı boyutu sevdiğim bu filmde, çıkan yangını gören çocuk, kıza bir şey olmuşsa diye kendini ateşe atabilecek kadar aşkına sahip çıkıyordu. Çünkü aşk henüz tamamlanmamışken muhteşemdi. Ve tabii ki aşk, geri dönüşlerle, tekrarlarla ve gidişlerle harmanlanan bir şeydi.

Ve 18 filmin, en etkileyicisi The Turning’e geldi sıra. Derdi büyük olan filmlerden biri. Din, Tanrı, İsa karşı duruşlu, bunu simgesel ögelerle taçlandırmış, çok şey söyleyen, bence son kısa film olmayı hak eden film. Dönüşün en babasını gözler önüne getiren filmde, akıllardan çıkmayacak sahne ise, kar küresi. İçindeki karlar döndükçe belki de, değişiyor yaşamımız.

Dönüş, sözlükteki kelime anlamıyla biraz hüzün ve başarısızlık hissi verir. Kesin dönüş, tarifi olmayan bir hüznün öyküsüdür benim için, bir daha o ülkeye dönemeyecek kadar her şeyden vazgeçmek gibi. Atlıkarınca’dayken elektriğin kesilme ihtimalinin dışında tedirgin eden bir şey daha vardır, o da süresi bittiği zaman eve gidecek olmamız. Eğer iddiaya girmişsek, yazı mı tura mı gelecek diye bekleriz, para döner döner ve sonucu mutlaka bir tarafı mutsuz eder. Ama bazı dönüşler büyük mutluluk verir ruha, kendine dönmek mesela. İnsan gerçekten yapayalnız olan tek canlıdır. Çünkü bunun farkındadır. Tanışmak istemediği her olaydan kaçarken bir yerlere dönmektir aslında. Bu filmin bende yarattığı etki; anlamsız, sıkıcı, içi boş gibi görünen filmlerin dahi kendimize dönmemize olanak vermesidir. Açıkcası film boyunca birazcık İnnaritu karşılaşmaları bekledim durdum. Ama ağzımın payını aldım, beni kendime yakınlaştırdı film. Döndüm içime, ve The Turning ile bir şeyleri tekrar sorguladım.

18 film arasında göze çarpan, etkileyici olduğunu düşündüğüm filmler dışında, kenarda köşede kalmış, vasat denebilecek filmler olması, filmin bütünlüğünü ve söylemiş olduğu sözleri gölgede bırakmıyor. Farklı disiplinlerle yetişmiş olan 18 yönetmenin harmanladığı bu 3 saatin izlenmeye değer olduğunu düşünüyorum.

Not: Yönetmeni Marieka Walsh olan Ash Wednesday isimli kısa, film listelerinde gösteriliyor fakat ya ben kaçırdım, ya da film son anda çıkarıldı.

About Özlem çetinkaya

Hayat hikayesi mi? 26 yıldır yaşıyorum. 26 tane kış gördüm. Yazları saymadım. Güneşi sevmediğimden. Köpeksiz ve sanatsız bir gezegende yaşıyor olsaydım ismim bambaşka bir şey olurdu. Merkür bu sözümü kıskandı. Venüs küçük kız çocuklarına isim oldu. Ben bir 26 yıl daha yaşayacağıma inanıyorum. İşte benim hayat hikayem.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


*