Tag Archives: Aile

a-woman-under-the-influence

A Woman Under the Influence (1974)

Film, işçi bir adamın eşi olan Mabel’in gel-gitli yaşantısını, ilişki kurmakta zorlandığı süreci, kendisinde olan farklılığı çözümlemeye calıştığı zor bir hayatı anlatır. Mabel eşiyle ve 3 çocuğuyla aslında mutludur, fakat yolunda gitmeyen şeyler de vardır. Cassavetes bu filminde, ev hanımı olan, üretmeyen kadınlar hakkında oldukça düşünmüşe benziyor.

Bu filmi seyretmedimBu filmi seyrettim

IMDB

A Woman Under the Influence (1974)
A Woman Under the Influence poster Rating: 8.2/10 (10,813 votes)
Director: John Cassavetes
Writer: John Cassavetes
Stars: Peter Falk, Gena Rowlands, Fred Draper, Lady Rowlands
Runtime: 155 min
Rated: R
Genre: Drama
Released: 18 Nov 1974
Plot: Mabel, a wife and mother, is loved by her husband Nick but her madness proves to be a problem in the marriage. The film transpires to a positive role of madness in the family, challenging conventional representations of madness in cinema.

Hedef Kitle

Etiketler

Aşk, İlişki, Akıl sağlığı, Aile, Çocuk, Kadın

Detay

  • Kadın erkek ilişkisini Cassavetes yorumuyla incelemekten keyif alacaksanız,
  • Normallik, anormallik nedir üzerine kafa yormaktan hoşlanıyorsanız,
  • Bir kadının yalnız hayatına ortak olmak, onu kendi dünyanıza çekmek isterseniz,
  • Aslında kelimesiyle başlayan, birçok düşünceye cümle olan bu kelimeyle yüzleşmek istiyorsanız,
  • Bir insanı gerçekten anladığınızda, onu sevebilmenin kolay olduğunu görmek isterseniz,
  • Hissiyatını seyirciye geçirmek için saf yalın gerçekten beslenen bir filmin içinde dakikalarca kalmaktan keyif alan biriyseniz, bu filmi sevebilirsiniz.

Fragman

Sık Sorulan Sorular
Burası filmle ilgili akla takılan “ya neden neden” deyip kafayı yiyebilmeye kadar götürecek sorulara adanmıştır.Filmi seyretmeyenlerin okuması bir faciaya yol açabilir.

Mabel’in hayatı 3 çocuğu okula, eşi işe gittiğinde düşünmeye çok elverişli bir yaşam formu yaratır. Fakat Cassavetes bunu gözümüze sokmak yerine, küçük mesajlar halinde vermeyi tercih eder. Film boyunca rutin, sıkıcı, tekdüze bir yaşam görmeyiz, fakat biliriz. Mabel kişilik konusunda henüz kendini tanıyamamış bir kadın ve çoğu zaman çocuk gibidir. İnsanların verdiği tepkilere de çocukca tepkilerle karşılık verir.

Mabel’in farklı bir kadın olduğunu ilk sahnede anlamamız pek de mümkün değil. Çünkü bu tarz anneler etrafımızda aslında var. Mabel’in annesi çocukları birkaç günlüğüne kendi evine götürmek üzere gelir. Mabel oldukça endişeli ve aşırı hareketli bir tutum sergiler. Verdiği karardan dolayı düşünceli. Defalarca arabayı durdurur, çocukların neşeli seslerinin altında, Mabel’in tedirginliğini görürüz. Çocukları ve annesi evden ayrılalı 15 saniye bile olmamışken şunu sorar kendine – gitmelerine neden izin verdim ki?

Nick, Mabel’e akşam baş başa kalacaklarını söyler. Güzel bir akşam olacaktır. Fakat şehirdeki büyük su borusu patlar ve Nick eve gelemez. Mabel sigaralarına sigara ekler ve kendini çok değersiz hisseder. Nick arayıp durumu haber verdiğinde, Mabel – sorun yok der. Nick bunun üzerine ekler – Mabel iyi misin?

Mabel’i anlayışsız bir kadınmış gibi tanırız, çünkü Nick’in elinde değildir borunun patlaması bunun üzerine Mabel bir pub’a gider ve bir adamla tanışır. Mabel o kadar kendi dünyasındadır ki, adamın ondan etkilendiğini dahi anlamaz, ve birlikte eve gelirler. Seyirci gereksiz yere tetiktedir, ya Nick eve gelirse, ya bu tanımadığı adam Mabel’e bir şey yaparsa. Fakat ‘’bu adam’’ Mabel’in akıl sağlığının yerinde olmadığını bizden önce fark edip, adeta koşarak evi terk eder.Biz de bu duruma ortak oluruz, çünkü uyandıktan 10 dakika sonra çocuklarını evde aramaya başlar. Oysa çocuklar hala anneannelerinin evindedir. Bu durum Mabel’de sıra dışı bir şeyler olduğunu gösterir. Artık duruma aşinayızdır. Film bizi içine almıştır ve olayların seyrine kaptırırız kendimizi.

Mabel’i ve onun sıkıntılı hayatını özümsediğimiz sırada ona yardım etmek isteyen bir tarafımızla karşılaşabiliriz. Normal olarak adlandırdığımız birçok şeyi, Mabel’de görmek isterken, aslında onun bu yaşamına bir noktada ortak olur çok fazla anormalmiş gibi görmemeye başlarız. Aslında işin özü, anlamaktır. Bir olayı anlamaya başladığımız an, o tarafa yakınlaşır, önyargılardan kurtulmaya başlarız. Bu yüzden Mabel’i normal görmeye başlar, eşine ve eşinin annesine sinirleniriz.
Nick’in tek arzusu ‘’gerçek’’ bir kadına sahip olduğunu tüm arkadaşlarına göstermek istemesidir. 10 kişiye yakın arkadaş grubuyla eve gelir. Mabel onlara yemek hazırlar. Daha önceden tanıştığı arkadaşlarıyla yeniden tanışır. Yemekte hepsine tek tek döner, isimlerini sorar. Mabel’in burada yapmak istediği tek şey, eşinin arkadaşlarının kendilerini evlerinde gibi hissetmelerini sağlamaktır. Fakat Nick bu duruma çok sinirlenir ve ilk kez bu sahnede bağırdığını görürüz. Ve Nick’in sinir bozucu bağırışları film sonuna kadar dinmek bilmeyecektir.

Bir durakta olduğunuzu varsayın, yanınıza tikleri olan, şeker pembesi çorapları, uyumsuz kıyafetleri, mevsime aykırı hırkası olan bir kadın gelse nasıl tepki verirsiniz? Yoldan geçen kişilere saati sorar Mabel, çünkü çocukları okuldan gelecek onları çok özlemiştir. Yanından geçen kadınlara sorar, sorar fakat cevap yoktur. Hepsinin tek derdi vardır, koşarak uzaklaşmak. Korkarlar Mabel’den ve en büyük sorun Mabel bunun farkında değildir. Saatleri var ve bana cevap vermiyorlar deyip insanlığın bitmiş olduğunu düşünür. Akıl sağlığı yerinde olmayan annelerine çok bağlı olan çocukları gelir ve onları öper, onlarla yarış yapar. Çocukların düşündüğü tek şey vardır, anneleri çok güzel, çok eğlenceli ve biraz da deli..

Filmin sonlarına doğru Mabel’in eşi Nick’e sinir olmaya başlarız. Adamın normal sesi yoktur. Ya çok bağırır ya da susar. Karısını çok sever fakat onun hayattan beklediği tek şey ‘’normal’’ bir kadındır. Fakat kendi normal midir?
Bence öfke kontrolü, akıl sağlığı gibi bir problemden çok daha büyük problemler doğurur. Bu tarz kişiler Mabel kadar güçlü bile değildirler. Çünkü kendi yarattıkları benmerkezci dünyalarında başka kimsenin düşüncesine yer yoktur. İşler istedikleri şekilde gitmediği an çareyi ses tellerine yükleyip, güç gösterisi yapmakta bulurlar. Fakat Tarkovsky’nin de söylediği gibi asıl olan güç değil, zayıflıktır. Bir ağacı düşündüğümüzde kuru ve sert hale geldiğinde ölüp gider. Burada kendini kaybeden Nick hayattaki çocukluğunu kaybettiği için Mabel’den daha mutsuz biridir aslında.

Mabel’in kendine güvensizliği, kendini değersiz hissetmesiyle başlayan problemlerinde Nick’in etkisinin çok büyük olduğunu düşünüyorum. Ortada su kaldırır tek gerçek varsa o da Mabel’in engel olamayacağı ve sürekli ‘’normal biri olacağım, söz veriyorum’’ diyerek bastırmaya çalıştığı sinir hastalığıdır. Nick kendini mükemmel biri olarak görür. Ve artık yapması gereken tek şey, Mabel’i hastaneye yatırmaktır. Bunun için eve doktor çağırır, fakat biz doktorun kendi annesi için geldiğini zannettiğimiz sırada durum apayrıdır, doktor Mabel’i sakinleştirip hastaneye götürmek üzere oradadır. Nick’in annesi Mabel’i çileden çıkarır ve artık sakin Mabel gitmiş, yerine çıldırmış bir kadın gelmiştir…

Mabel hastanede 6 ay kalır. Bu 6 aylık sürede, anne olmadığı için baba olan bir adamın dramını görürüz. Çocuklarıyla vakit geçirmeye ‘’çabalar’’. Kurallı oyunlar içinde onları mutlu etmeye çalışır. Fakat çocukların ‘’deli annelerine’’ olan bağını hiçbir şey hafifletemez. Nick’in eğlence olsun diye içirdiği bira bile unutturamaz… Derin bir uykuya dalarlar sadece.. Keşke anneleri gelene kadar uyanmasalar.

Mabel’in 6 ay sonunda eve döndüğü gün, filmin en vurucu sahnelerinden birine ‘’hoş geldin’’ der. Uzun masa sohbetleri, çocukların dikkatlice annelerini izlemeleri, herkesin Mabel’in düzelip düzelmediğine dair kendince fikirleri salonda gezinirken, Mabel eski Mabel olarak oradadır. Herkes evi terk ettiğinde, Mabel ve Nick odalarına gideceklerken, her şey başa döner. Aslında hiçbir şeyin düzelmediğini, Mabel’in sinir krizi, elini kesmesi ve çocukları da içine alan korkunç kaos sahnelerinden sonra, Mabel’i yerde yatarken gördüğümüz sahnede düşüncelerimizi kontrol altına alamayız adeta. Ne düşüneceğimizi şaşırmış durumda Mabel’e hoş geldin deriz. Her şeye rağmen çocuklarının sevgisiyle ayakta kalacağına inanıp, kendimizi kendi dünyamıza döndürerek, filmin etkisinden kurtulmaya çalışırız.

Inception (2010)

inception_sineptik

Cobb, insanların rüyasına girerek fikir çalmayı meslek haline getirmiştir. Fakat edindiği bu meslek, onun hayatta en çok sevdiği şeyi kaybetmesine neden olurken, üzerine bir de aranan bir suçlu haline getirmiştir. Önüne gelen son işte ise bu suçlamaların kaldırılacağı teklif sunulur. … Detay

Kış Uykusu (2014)

kisuykusu_sineptik

Yıllardır tiyatro oyunculuğu yapmış bir adam Kapadokya’da bir otel işleten, evleri dükkanları olan, yerel bir gazeteye köşe yazarlığı yapan , kitap yazan kendi halinde bir adam haline gelmiştir. Entelektüel birikimi olan kahramanımızın o izin verdiği kadarıyla iç dünyasına yolculuk edip … Detay

A Thousand Times Good Night (2013)

a_thousand_times_goodnight_sineptik

İki çocuk sahibi ve ideal bir evliliği olan Rebecca, üçüncü dünya ülkelerinde meydana gelen çatışma ve savaş görüntülerini dünya gündemine taşımaya çalışan bir fotoğrafçıdır. Gel gelelim Rebecca’nın yapmış olduğu meslek evindeki iki kızı ve eşini tedirgin etmektedir. Kısa sürede bir … Detay