Tag Archives: paradoks

neptun

Kosmos (2010)

Herhangi bir zamanda herhangi bir yere “yaşam, aşk, doğa” üzerine yolculuk yapan Kosmos’u izliyorsunuz. Boyuna rahatsız edici bir hava, yer yer nereden geldigini pek de anlamadığınız göndermeler eşliğinde bu takip sizi bir takım sorgulamaların kapısına getiriyor. Battal ile “inanç” üzerine bir takım yenilir yutulur olmayan farkındalıklar ediniyorsunuz. Sonra… Sonrasını yazınca kızıyorlar, siz iyisi mi izleyiniz, bu filmi izledim bölümünde buluşalım.

Bu filmi seyretmedimBu filmi seyrettim

IMDB

Kosmos (2010)
Kosmos poster Rating: 7.4/10 (2,088 votes)
Director: Reha Erdem
Writer: Reha Erdem
Stars: Sermet Yesil, Türkü Turan, Serkan Keskin, Hakan Altuntas
Runtime: 122 min
Rated: N/A
Genre: Drama, Fantasy
Released: 16 Apr 2010
Plot: A strange man with otherworldly talents becomes both a friend and a pariah in a small Turkish town in this drama from writer and director Reha Erdem. Yahya is nearly in a panic when his ...

Hedef Kitle

Etiketler

Kaos , Boşluk , Huzur, Kötülük , Hayvan , Aşk , Sevmek , Muhtaç olmak

Detay

  • “A ay” ile başladığı kendine has dili  , hani entel tabirle author kimliği ile Reha Erdem sinemasının meraklısı, takipçisi iseniz repertuarınıza ivedilikle katınız, tavsiye olunur.
  • Filmde bir Rumpelstiltskin var, benzeri ya da, ilginizi çekebilir.
  • Bu film asla “yemeği de yedik, çayı koyuyorum sen bir film aç geliyorum” denilen filmlerden değildir uyarısını hemen yapalım. Zira 4. dakikasında “açtığın filmin de , senin de…” diye başlayan tepkilere maruz kalmış biriyim, duyurulur.
  • Ülkemiz kalburüstü (ne kadar uygun oldu bu tabir bilmiyorum ama) yönetmenleri, Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge, Derviş Zaim, Semih Kaplanoğlu gibi, tarzlarını seviyor, anlıyor ya da en azından anlamak için çaba sarfediyorgillerdenseniz Kosmos size çok şey kazandırabilir anlattıklarıyla. Aksi takdirde filmi izlemek bir takım felaket yorumların zuhur etmesine neden olur.
  •  Lars Trier, Tarkovsky, Bergman benzeri akımların takipçisi iseniz doğru adrestesiniz. İyi seyirler.

Fragman

Sık Sorulan Sorular
Burası filmle ilgili akla takılan “ya neden neden” deyip kafayı yiyebilmeye kadar götürecek sorulara adanmıştır.Filmi seyretmeyenlerin okuması bir faciaya yol açabilir.

Kosmos , Reha Erdem, 2011

ön ek 1;  Reha Erdem tarzı derinlikli filmleri anlatmak iş bu amatör karalayıcının haddine değildir. Yazılanlar genel izleyici yorumu haricinde bir iddia barındırmaz.

ön ek 2;  bu tarzların teknik yönüne dair görüş bildirmek derin bir sinema bilgisi gerektirdiği için özellikle teknik ayrıntıya girilmemiştir.

“A Ay” ile tanıştığım ( iyi ki ilk filmi ile tanışmışım) ve bu tanışmadan sonra peşini bırakmayıp sırsıyla izlediğim son filmi “Jin”e kadar  tarzı, teması, görüntü yönetmenliği, ses ustalığı ,sürrealitesi, sorgulatıcılığı ile ülkem sinemasında yapılan “Tarkovsky” , belki “Bergman” ya da “Lars Trier” benzetmelerine en yakın bulduğum yönetmendir Reha Erdem.

Kosmos’a geçmeden önce,  Reha Erdem yapımlarının sinematografisi hakkında, samimi ve yakından, nacizane bir “izleyici” olarak ,  kaba bir kronolojik sunum yapmakta fayda var.

“A Ay” ile aslında tarzını, izleyeceği yolu, uluslararası olmasa bile ulusal olarak sinemamıza özgün bir ses olacağının sinyalini vermiş bir yönetmendir Reha Erdem. Jin’e kadar tüm yapımlarına bakıldığında kendi deyimiyle “hepsi aslında birbiri ile ilişkili, genel bir sanatsal başlığın alt dalları gibi(1)” dediği filmleri içerisinde sürrealistliği (belki Lynch gibi), kavramsal sorgulaması ( Lars Trier benzeri), şiirselliği ( Tarkovsky görselliği) açısından en “özel” ve “güzel” olanları “A Ay”, “Korkuyorum Anne” ve “Kosmos”dur. Kosmos bu noktada, tarz ve özgünlüğü açısından, Reha Erdem’in ulaştığı ikbal nokta şeklinde bir değerlendirmeye tabi tutulsa belki maksadı aşan ve yönetmenin sonraki yapımlarını ipotek altına alan bir tanım olacaktır. Ama açıkçası çok da abartılı bir söylem de sayılmaz.

Kosmos, Kars’taki mükemmel kar manzarası eşliğinde (ki Nuri Bilge’nin İklimler filmi için Ağrı’da çektiği kar manzaralarından hiç de aşağı kalır yanı olmayan görselliklerdir bunlar) filmin karekteri Battal yani Kosmos’un karlara bata çıka, bir sağa bir sola yalpalayarak , şehre doğru ilerlemesi ile başlar. Filmin biterken , onca şey yaşandıktan sonra, ilk sahnenin kopya sekansıyla, ancak bu kez şehirden uzaklaşan Kosmos sahnesiyle  sonlanıyor olması verilmek istenen ana temanın vuruculuğu açısından oldukça takdire şayan bir ambiyans sunmuştur. Tema sonraki harf, kelime, cümle ve belki paragraflarda bolca anlatılmaya çalışılacağı için ayrıntılamadan geçiyorum.

Kosmos, “iyilik ve kötülüğü, hırsızlık ve cömertliği, yaşam ve ölümü” bir arada barındıran, ve hemen tüm diyaloglarında bu ikilem gibi görünen, paradoksmuş gibi algılanan kavramları “insan” olarak niteleyen, “eşyanın tabiatı” olarak doğal ve olması gerekenler diye anlatan, çarpıcı  bir “hayat” tanımı yapan biridir film boyunca. Battal ve Kosmos isimlerinin ikisini birden kullanması bile bir tezatı simgeleyen bu ana karekter ile verilen böylesine açık ve net bir imgeyi aslında  özellikle “Hayat Var”da Orhan Gencebay ile  daha önce sunmuştur bize Reha Erdem. Seveceksin şarkısı ile “ağlamak var gülmek var; sevilmek var sevmek var; ne ararsan var bu dünyada, dert varsa mutluluk var.” diyerek oldukça net ve anlaşılır bir anlatımla bu paradoksun “ Hayat Var”ın doğasında olduğunu ifade etmiştir. Kosmos’da da en göze batan , filmden bahsedilirken belki ilk akla gelen temalardan biridir bu yaşam tanımı. Doğa, ve doğadan asla bağımsız düşünülemeyecek , doğasıyla bütünleşik “insan”,  bütünleştiği doğadan ulaştığı bilinç ve farkındalıklarla ayrı bir yere koysa da kendini, tüm doğa ve diğer canlılar gibi bu zıtlıkların kapsama alanı içindedir.

Yaşam “iyiyi de kötüyü de; hırsızı da cömerti de; hayvanı da insanı da” aynı sirkülasyona, aynı sarkaca almıştır. Bu sarkaç ve sirkülasyon zıtlıkları barındırıyor olmakla birlikte bütün “varlığı”en azından “ölüm” gibi aynı sona hazırlıyor olması açısından da Kosmos’un anlatımına dahil olur. Doğanın efendisi olduğunu iddia eden “insan”, mezbahanede “öldürdüğü” hayvanlardan farklı bir sona ulaşmıyor nihayetinde, kendisi de ölüyor. Hayvanları esir almış, efendileri olmuşken, aslında film boyunca kesilmeyen top sesleri ve rahatsız edici ağır havayla kendisinin de aynı esareti paylaştığını , kendi sisteminin kölesi olduğunu ,bu döngüden kaçamadığını anlıyor. Burada van Gogh’un ünlü “Tutuklular Çemberi” tablosundaki anlatımı anımsıyorsunuz ister istemez. Van Gogh da Kosmos gibi bu kısır döngünün farkında olarak , halkayı kırmaya çalışan ancak bunu başaramayan olarak tasvir etmiştir kendisini o tabloda. Kosmos, kahvedeki konuşmalarında bu iki çıkarımı ( paradoks – aynı sona ulaşma ) anlatır herkese. İlgili , uzun da olsa bence “replik” sayılacak bölüm;

“Hayatta her şeyde bela şu ki ; herkesin başına gelen şey aynı…Herkesin başına her şey aynı şekilde geliyor. İyi ile kötünün, cömertle cömert olmayanın başına gelen şey aynı. İyi adam nasılsa suç işleyen de aynı. Yemin edenle yeminden korkan aynı birbiri gibi … Hem de insan oğlunun yüreği kötülükle dolu….. Çünkü bütün yaşayanlarla birlikte olan için umut var çünkü; sağ köpek ölü aslandan iyi çünkü; yaşayanlar biliyorlar ki ölecekler fakat ölüler bir şey bilmez ve artık onlar için bir ödül yok çünkü; onların anılması unutulmuş … Çay ver bir !”

Yaşamı sorgulayıcı, hayatın anlamını derinlemesine irdeleyici bu yaklaşımlar ulaştığı şık lirik anlatımla, Hayat Var ve önceki benzeri yapımlarına kıyasla daha oturmuş bir sunum çıkarıyor karşımıza Kosmos’ta Reha Erdem. Sermet Yeşil’in Once Upon a Time’daki Rumpelstiltskin’e benzer ve hiç de aşağı kalır yanı olmayan performansı ile canlandırdığı “Kosmos ( Battal ) “ gerçeküstücü bir zeminde , taşıdığı paradokslarla bu sorgulamanın , derinlemesine irdelemenin ana unsuru olarak belirir. Bu noktada  Kosmos  “inanç-inançsızlık” temasının, sorgulamasının da  temelindedir. Filmin başında ağlayarak karlar içinde koşan Kosmos’un kaçtığı şey “inançsızlık” der  Reha Erdem bir söyleşisinde (2). Film için de  aslında ana tema, öz verim olarak  “inanç (faith)” ( bkz. Breaking the Waves) temel alınıyor denebilir.

Bu noktadan hareketle filme “inanç” ana teması çerçevesinde yaklaşılacak, Kosmos kimliği, kişiliği, profili üzerinden anlaşılabildiği kadarıyla, şahsi izleyici çıkarımı olarak, taksiratı olursa affola nezdinde bir yorumda bulunulacaktır. Hal bu iken Lynch’in filmler(i) için söylediği “her izleyici kendi çıkarımını, yorumunu yapar; genel geçer net bir çıkarım yoktur” deyimini bir kez daha hatırlatıp, olası maksadı aşan eleştirileri bu göreceliği ifade eden böylesine ağır ve ezici bir duayenin söylemine sığınarak önlemiş olalım.

Filmde ana olarak olmasa da, en göze batan imgelerden birisinin tezat olduğu belirtilmiş ve Kosmos’un ismi dahil (Battal) bütün karakteri ile, yaptıkları ile, bu tezatı yansıttığından bahsedilmişti. Kosmos bu tezatı ana tema “inanç” bağlamında da yaşar. Şaman olarak beliren belki bir paganist kimliğe bürünerek doğa ile bütünleşik bir yaşam sergileyen, şifa dağıtan, yardım eden bir “tanrı misafiri, meczup” başlangıçta şehir ahalisi tarafından benimsenir, korunur, kendisine sahip çıkılır. Hatta hırsızlık yapıyor olması, tembelliği ,herhangi bir toplumsal kuralı tanımıyor olması (kahvede herkesin önünde Neptün’e söyledikleri; sürgündeki yaşı geçkin öğretmenle birlikte olması) izleyicinin de benimsediği, kötümsemediği bir imaj yaratır izlerken. Ancak “inançsızlık”tan kaçan, “aşka gönül vermiş, aşka inanmış” Kosmos, filmin sonlarında her şey birden ters gitmeye başlayınca , geldiği gibi, çok sevdiği aşkını da geride bırakarak şehri terketmiştir ve bu bitiş, böyle bir son Kosmos’un inancına bir sorgulamayı da beraberinde getirir izleyici için.

Çalışmayan, hırsızlık yapan, sadece toz şekerle beslenecek kadar bedensel ihtiyaçları kısıtlayan ancak konu aşk olunca sınır tanımayan, önüne gelenle beraber olan ( tabir ; teşbih; hata; caiz), “bedenin istediği ruhun da istediği değil midir” diye sorup “hayvandan farkımız yok ki” diyen Kosmos, Şamanist kimliğine rağmen, şifa dağıtmasına , yardımseverliğine rağmen bu “inanç” sorgulamasından kurtulamaz.

Kosmos’un inancı bütün “natürel”liğine rağmen, saflığın en derininden gelen ( ki en güzel aşk hayvani olandır yorumları da yapılır, var öyle yorumlar; biz yine de aşkın zor olanını tercih ediyoruz) bir aşka dayanmasına rağmen “yetersiz”dir, olmamıştır, eksik kalmıştır. Bu “saf”lıkla Kosmos’un ulaştığı şamanlık, meczupluk, paganlık mertebesi, “delilik”le , bütün kazançlarını başlangıçtaki iyi gidişatını kaybetmekle sonlanmıştır.

Peki inancın doğru olanı nedir? Delilik hangi farkla veliliğe (Saint) evrilir? Kosmos’ta eksik olan nedir ya da?

Öncelikle bu soruyu sormak istemiş midir Reha Erdem ya da filmden böylesine bir çıkarım yapmak ne kadar “kişisel” kaçar, bunları  baştaki “uyarıya” havale edip devam ettiğimi belirteyim.

Kosmos inancı her ne kadar saf, öz olsa da, temelde  “ilahi” bir dayanağı olmadığı için  belki paradoksların kıskacında kısılıp kalmış bir karekterdir aynı zamanda. Bu bakımdan “ilahi” bir dayanağı olmayan, aslında “hiçbir” dayanağı olmayan, bireysel tabanlı bu inanç eksiktir, olmamıştır ve deliliktir. Bu yüzden Kosmos aynı zamanda bir hırsızdır ve belki bu yüzden Kosmos’un şifa dağıttıkları ( çocuk, sürgüne gönderilen öğretmen) hayatını kaybeder. Kosmos’un eksiği, koşa koşa, sağa sola yalpalayarak geldiği şehirden aynı şekilde dikiş tutturamadan ayrılmak zorunda kalışının nedeni, iyi kötü arasında gidip gelen “hayvandan farkımız yok ki” yaklaşımının temeli “ilahi” temele dayanmayan bir inançsızlık olarak yorumlanabilir. Zira esasen Kosmos’un “aşk”a (ilahi temeli olmayan) çok büyük bir istidadı ve inancı vardır. Ancak Neptün’le , konakladığı eski belediye binasında buluştukları sahnede uçmaya başlayacak kadar, birbirleri ile çığlıklarla iletişim kuran minimalist bir diyalog oluşturacak kadar ( bkz Kim ki Duk, 3 İron) “derin-büyük” bir aşk inancı, isteği, arayışı olan Kosmos vuslata eremez, yeni bir başlangıca ya da yeni bir sona yelken açar. Kosmos aradığını, yitirdiğini, hep arayacak ancak hiç bulamayacaktır. Her ne kadar Tevrat’tan, Kuran’dan  yaptığı alıntıları olsa da Kosmos bir Tarkovsky kahramanı kadar ilahi kökene dayanmaz, kendi dilini oluşturur.

Filmde  Spinosa’dan Nietzsche’ye’; şamanizm ve paganizmden antimlitarizme, miras kavgasına ve hatta “sınır sorunu”na kadar  değinilecek zengin bir zemin var aslında. Ancak hepsinden bahsedilecek olmasının “kaotik” bir sonuç yaratacağı tehlikesini seziyor ve “ne diyorsun sen ya değişik” diyenlere son paragrafı hediye ederek bitiriyorum.

Ülke sinemamız adına fotoğrafçılık kökenli olduğu için belki görsellik adına aşmış konumda bulunan Nuri Bilge Ceylan’ı aratmayan görüntüleri ve ses konusundaki usta işçiliği , bunun üzerine “bir şeyler anlatma derdini başarmış olması “ ile Kosmos olmuş-pişmiş bir Reha Erdem yapımıdır.

Son.

Alıntılar

1) Takır tukur dünyada bir rüzgar sesi, Kosmos, Taraf,röportaj,2010

2) Kosmos bence bir süper kahraman, Radikal, röportaj,2010

Ayrıntılar

  • Sermet Yeşil performansı  harikuladedir gerçekten. Oyuncuyu böylesine iyi yöneten  bir de Zeki Demirkubuz geliyor akla. Kaç Para Kaç’taki çırak olduğu dikkatten kaçmamalı.
  • Filmde bir sahnede “ucube” denilen ve yıkılan “insanlık anıtlarının” görülüyor olması oldukça manidar olmuş. Tabi çekimler yapılırken bu tartışma henüz alevlenmemişti.
  • Filmin sonunda düşen gök cismi ile “Stalker” benzetmesine gidilecekken filmin bitmesi bundan vazgeçirmiştir.
  • Kars ( gidip gördüğüm bir yer aynı zamanda ) özellikle kışın müthiş görselliğe sahip bir yer. Oradan sinemacılar , fotoğrafçılar için daha çok ekmek çıkar.
  •  Özellikle Neptün’le “vuslat”larında uçmaya başlamaları; filmin rahatsız ediciliği sürse de oldukça etkileyici bir sahneydi. Tasavvuftaki fenafilihvana ( yek vücut ) olma hali ya da Fuzuli’nin Leyla ile Mecnun’una ( ben ben isem nesen sen ey yar; sen sen isen neyim ben’i zar) bir atıf gibi.

Inception (2010)

inception_sineptik

Cobb, insanların rüyasına girerek fikir çalmayı meslek haline getirmiştir. Fakat edindiği bu meslek, onun hayatta en çok sevdiği şeyi kaybetmesine neden olurken, üzerine bir de aranan bir suçlu haline getirmiştir. Önüne gelen son işte ise bu suçlamaların kaldırılacağı teklif sunulur. … Detay

Incendies (2010)

incendies_sineptik

Naval Marvan’ın hikayesi…Üzerine Ortadoğu gerçeği…Yetmediği gibi ek olarak D. Villeneuve vuruculuğu…İzlenesi, izlettirilesi ancak peşinen sindiriminin de zor belki imkansız olduğu konusunda bilgilendirilesi yapımdır. Ek bir cümle dahi içerik içerebileceği için özet olayına fazla giremiyoruz. Rast gele… Detay

Mulholland Drive (2001)

mulholland_drive_sineptik

Seviyor muyum yoksa nefret mi ediyorum ikilemi içinde bocalayan ve bu ikilemi bir vicdan muhasebesi içinde bütün benliğinde oldukça sarsıntılı yaşayan, Hollywood’un zorlu yollarına baş koymuş bir “kaybeden”in hikayesi… Ve tabi bu hikayenin Lynch elinde harmanlanmış mükemmel kurgusu… “Nefretten aşk; … Detay