Tag Archives: Rahatsız edici

beklemeodasi2_sineptik

Bekleme Odası (2004)

Bir yönetmen Dostoyevski’nin “Suç ve Ceza” adlı eserini film yapmak ister. Senaryo , çekilecek yerler , Raskolnikov’u oynayacak adaylar az çok hazırdır. Ama gel gelelim bizim adamı tatmin etmeyen birtakım şeyler vardır.

Bu filmi seyretmedimBu filmi seyrettim

IMDB

Bekleme odasi (2004)
Bekleme odasi poster Rating: 6.7/10 (967 votes)
Director: Zeki Demirkubuz
Writer: Zeki Demirkubuz
Stars: Zeki Demirkubuz, Nurhayat Kavrak, Nilüfer Açikalin, Serdar Orçin
Runtime: 94 min
Rated: N/A
Genre: Drama
Released: 27 Feb 2004
Plot: Zeki Demirkubuz plays the lead character Ahmet who wants to make a film about Dostoyevsky's 'Crime and Punishment'. He falls into a deep depression, loses interest in the film and life, ...

Hedef Kitle

Etiketler

Karanlık , His , Merak , Yazmak , Ruhsuz, Rahatsız edici

Detay

  • Zeki Demirkubuz’u yönetmen , senarist olarak tanıdım bir de oyuncu olarak görseydim keşke diyorsanız başka bir şey isteseniz olacakmış.
  • Albert Camus’un Yabancı adlı eserindeki karakteri bir de Dostoyevski formatında görmek isteyebilirsiniz belki.
  • Daha önce “Suç ve Ceza” yı okumadınız ise ya da okudunuz ve ne olduğunu ne bittiğini hatırlamıyorsanız izlemeden önce biraz bilgi edinmenizde fayda var.
  • Raskolnikov karakteri sizin için derinliği olan , tanıdık , yaşayan bir karakter ise filmin sonunu ya da bir kaç dakika sonrasını merak ederek geçirebilirsiniz.
  • Kadın-Erkek ilişkilerine farklı açıdan bakmak ve sonuçlarını görmek bu filmi seyretmek için bir amaç olabilir.
  • Yazmaya tutkunsanız bir yazarın senaryo yazma süreci de pekala sizi çekebilir.

Fragman

Sık Sorulan Sorular
Burası filmle ilgili akla takılan “ya neden neden” deyip kafayı yiyebilmeye kadar götürecek sorulara adanmıştır.Filmi seyretmeyenlerin okuması bir faciaya yol açabilir.

Genel olarak baktığımızda yönetmenimizin derdi tasası yok. Bir sevgilisi var çok iyi anlaştığı. Arabası da var iyi kötü. Yine de derdi varsa da , biz pek onlara şahit olamadık , Raskolnikov’un sahip oldukları kadar sorgulatıcı ve yoğun değil. Yani bu ruh haline çok uzak. Durum böyleyken yazdıkları da hiç kendisini tatmin etmiyor. Yazıp yazıp siliyor. Yazmış olmak için yazıyor gibi. Üretmeyen insanın üstüne yüklenen stres de etkiliyor haliyle hayatın genel akışını. Biraz Dostoyevski karanlığına ihtiyaç duyuyor. Onun yarattığı karakterlere biraz daha yakın olursam onları da daha iyi yazarım düşüncesi filizleniyor aklında. Sürekli soru soran eşine kafasında yarattığı ağlayan kız hikayesi de bu filizlenmenin verdiği ilhamla şekilleniyor. Alabildiğine sakin anlattığı bu hikayeden sonra tamamiyle beklemeye geçiyor. “Orospu çocuğu” diyip ağlamaya başlayan Serap’ın birdenbire doğrulup “neden ağlıyormuş peki?” diye de sorduğunda aklına pek de bir şey gelmiyor. Susmak en iyisi , inandırıcılığı arttırıyor. Daha sonra istediğini alamayacağını anlayan Serap “Ben gidiyorum” diyip çıkıyor ama yine de yönetmen hiçbir şey yapmıyor. İstediğini aşama aşama gerçekleştirecek olmanın verdiği bir huzur bile vardır belki. Yazacağım artık diye sevinmiştir içten içe , kim bilir? Birilerinin ışığı kapatmasına ihtiyacı var , ışık da onun gidişiyle biraz sönmüş durumda ama yeterli mi? Tabii ki de değil karanlık ne kadar artarsa o kadar daha iyi Raskolnikov olabilir bir insan.

Elif ile Serap’ı konuşuyor. Serap’ın biri ile kendisini aldattığını söylüyor. Aynı Raskolnikov’un teyzeyi öldürdüğünü saklaması gibi. Bir gün birisinin “hayır sen aldattın” onu diyip yüzüne çarpmasını bekliyor. Elif’in gösterdiği Raskolnikov adaylarından herhangi birini beğenmesi de ihtimaller dahilinde değil. Çünkü kitabı okuyan birisi bir görüşte tanır Raskolnikov’u. O kadar içimizdendir. Dostoyevski’nin de meziyeti budur.

Kerem’i evde tek başına bırakıp bakkala gitmesine ne demeli peki? Yüksek özgüven ile açtı perdeyi. Kerem’den anladığımız Elif’in yönetmeni tanıdıktan sonra değiştiği , kendini bu dünyadan değil de başka dünyadanmış gibi davrandığıydı. Tüm bunları dinlerken soğukkanlı ve biraz sonra Kerem’in ağzından ne çıkacağının da farkında olan Ahmet , onu bir merak havasında dinliyor , sorular sorarak sanki bilmiyormuş gibi aydınlanmaya çalışıyor. Bu sahnede biraz Dostoyevski okumuş gibi olduk kesinlikle.

Evet şu hırsız. Bir amca geliyor gördünüz mü diye soruyor. Suç ve Ceza’daki yaşlı teyze. Burada amca. Laaaaan! İşte aranılan film karakteri. Ahmet de bu fırsatı kaçırmak istemiyor ve peşine düşüyor.

Çay içerken bildiğin bir yönetmen var mı sorusuna çakma Raskolnikov’un “Sinan Çetin işte aslan gibi adam yönetmen diye ona derim” dedikten sonra Ahmet’in “o başka tabi herkes onun gibi olacak diye bir kaide yok öbürlerine de saygı duymak lazım” demesi de baya baya bir göndermeydi sanki. Benim hoşuma gitti biraz, içimin yağları eridi.

Serap’ın arkadaşının arayıp “Serap intihar etti” dedikten sonra sıradan Ahmet olup arabasına gitmesi ve dönmesini şöyle açıklayabiliriz. Raskolnikov’u bulmuşun az çok da eşini kovmuş karmaşıklaşmış koyulaşmış bir hayat elde etmişsin ve tam film hayal edildiği gibi çekilme ihtimali varken tüm bu ahenge zarar verebilir bu ziyaret. Onca emek boşa gidebilir. Yoksa gitmeyerek biraz daha karanlıkla buradan karlı bile çıkabilir insan. Neden gitsin ki? Ama kendisini oyalaması gerekiyor. Seks mesela oyalanmak için çok ideal. E şartlar da buna uygun olduğuna göre , kendisine ayılıp bayılan asistan ne güne duruyor. Bekleme odasının yeni misafiri o oluyor.

Ahmet’in kedi hakkında söyledikleri Dostoyevski gerçekçiliğinin bir yansıması. Bir kedi orospu ise kendi kedinse de orospudur. Başkasının kedisi ise de orospudur. Orospu her halukarda orospudur.

Balkonda Elif’in ağlama sahnesine geliyoruz. Ahmet işten gelmiş araba ile evden ayrılırken gördüğü Kerem’in ve olanın bitenin farkında. Kerem’i arabada gördüğünde çok dikkatli bir şekilde bakıyor ve endişeleniyor aslında Elif’in ayrılmasından korkuyor diyebiliriz. Gurur yüksek dozda olduğundan eve gidip Elif savaşı veremez. O yüzden akşam gidiyor eve. Eve geldiğinde Elif’i ağlarken görüyor ve gitseydi şimdiye kadar giderdi diye düşünüyor ve “menemen yersen gel” diyor. Çok ağlayınca acıkır insan, güzel bir teklif. Ona sarılıp “nen var canım ne oldu, hadi sarıl bana” diyip onu elbette avutabilirdi. Ama ya o Raskolnikov derinliği elden giderse hiç böyle risk alamaz. Şu an ihtiyacı olan mutlu mesut duygusal bir birliktelik değil.

Peki o zaman Elif kapıyı çarpıp gidince arkasından koşmasına ne demeli?
Çünkü o giderse bütün kapılar kapanmış olacak. Tüm karanlığı içinde boşuna mı biriktirdi , Elif olmadan olmaz bu film. “Kıskandığım için yaptım” diyor kıskanmak da seni seviyorum diyemeyenler için etkili bir yoldur. Elif o kafasındaki Tanrı figüründen olsa gerek onun hatrına geri dönüyor. Tüm geceyi düşünerek geçirip parçaları birleştirdiğinde de Kerem’in daha mantıklı olduğuna karar veriyor ve gidiyor. Kadın dediğin az biraz sağlamcıdır. Ertesi gün Elif’i arayıp “Nasılsın? Kerem’le misin?” sorularına hep olumlu cevaplar alacak ki “İyi olmuş” diyor. Tamamiyle ruhsuz bir biçimde. Tüm o yaşanılanlar tam anlamıyla vücudun ilgili hücrelerine yerleşmediler. Şu an sadece potansiyel var. Bunların derin üzüntüsünü çekmek için biraz zaman gerekli sadece. Buna hala yazamamasını kanıt olarak gösterebiliriz.

Serap intihar ettiğinde gitmiyor da şimdi buluşalım dediğinde niye gidiyor?
Kaybedeceği bir şeyi yok film zaten olmayacak , kendisini akışına bırakmış , her şeye evet diyecek bir ruh halinde. Ona göre herhangi biriyle buluşmanın ne zararı olabilir ki? Hem yalnız da. Can sıkıntısı insana neler yaptırır.(Bkz Yeraltından Notlar)

Ve bekleme odasının son misafiri , Ahmet’in ağzından kendiliğinden “tamam canım”a talip olan tek kişi. Artık bir kişiye daha hayatı zehir etmenin alemi yok ondan önceki yaşadıkları Raskolnikov’u silip yeni bir karakter yarattı. Ahmet bu yeni karakterin adı. İşemesi bile hikayede geçmekte. Üstelik sifonu çektiğini bile biliyoruz. Kahramanın her bir dakikasını bilmek onu daha yanımızda yapacaktır. Çünkü Dostoyevski de böyle olsun isterdi.

Kosmos (2010)

neptun

Herhangi bir zamanda herhangi bir yere “yaşam, aşk, doğa” üzerine yolculuk yapan Kosmos’u izliyorsunuz. Boyuna rahatsız edici bir hava, yer yer nereden geldigini pek de anlamadığınız göndermeler eşliğinde bu takip sizi bir takım sorgulamaların kapısına getiriyor. Battal ile “inanç” üzerine … Detay

The Chaser (2008)

the_chaser_sineptik

Polis emeklisi afedersiniz pezevenk bir adam , bir yardımcısıyla beraber müşterilerine ilgili hizmeti istedikleri yerde sunmaya devam ederken kız sayısında bir azalma olduğunu farkeder. Çok tatlı bir bayanı, gecelik işe gönderdikten sonra birdenbire kafasında bir şimşek çakar. Aydınlanır. Detay